Ekonominin belkemiği: Aile Şirketleri

364

Türkiye’deki işletmelerin yüzde 95 gibi büyük bir kısmını oluşturan “aile şirketlerinin” tıkır tıkır işlemesi ekonominin büyümesi için büyük önem taşıyor. Aile işletmelerinin sürdürülebilir yapıya kavuşarak nesillerden nesillere aktarılması son yıllarda üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve ekonominin diğer tüm unsurları tarafından kafa yorulan bir konu. Bu noktada MİB Dergisi olarak mevcut durumu, artıları, eksileri, sorunları ve çözüm önerilerini konunun uzmanları ile görüşerek tüm yönleriyle okuyucularımıza aktardık.

Türk ekonomisinin temel taşlarından biri olan “Aile Şirketleri” dergimizin bu sayısının “Kapak Konusu.” Girişimcilik, bilgi, emek, dayanışma duygularıyla yoktan var edilen aile şirketleri Türk ekonomisinin adeta belkemiği… Türkiye’de şirketlerin yüzde 95’i, KOBİ’lerin ise yüzde 99’u aile şirketi. Ancak en önemli sorunlarından biri uzun vadeli olamamaları. Aile şirketlerinin ömrü ortalama 25 yılla sınırlı. Türkiye’de Cumhuriyet öncesi kurulan aile şirketi sayımız ise sadece 69. Oysa ömrü 200 yılı geçen şirket sayısı Almanya’da 837, Hollanda’da 222, Fransa’da 196 ve Japonya’da 3 bin 146. Türkiye’deki şirketlerin sürdürülebilir bir yapıya kavuşarak nesilden nesle aktarılması için yapılması gerekenleri “Kapak Konusu”nda ele alıp inceledik. TAİDER Aile İşletmeleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Öğücü, İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver, AGMER Aile İşletmeleri ve Girişimcilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Uğur Yozgat ve Değer Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı ve Davranış Bilimleri Uzmanı Dr. İlhami Fındıkçı ile konuştuk.

Türkiye’de aile şirketlerinin tarihsel gelişimi

Ekonomik ve sosyal her alanda olduğu gibi aile şirketlerini de Cumhuriyet öncesi ve sonrası olarak ele almak en doğru yaklaşım. Osmanlı sanayisi, devlet eliyle kurulu fabrikalar, yerli özel sektör ve tekel gibi çalışan yabancı girişimlerden oluşan bir yapıya sahipti. Çünkü Osmanlı Devleti’nde itibar gören işler askeri ve siyasi faaliyetlerden oluşuyordu. Devlet askeri alanda hizmet veren yapıları kurarken, bayındırlık, sağlık ve eğitim hizmetleri vakıflar aracılığı ile yürütülüyordu. Türklerin ticaret ve sanata kötü gözle bakmaları nedeniyle Osmanlı Devleti’nde ticaret ve sanat gelişemedi. Yerli halk, el sanatları ve küçük aile işletmelerinde ekonomik faaliyetler sürdürüyordu. Gerçek ekonomik ve ticari işler azınlıklar tarafından yapılıyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında özel sektör teşvik edilmesine rağmen yetersiz kaldı. Gelişmemiş teknoloji, hileli üretim, yatırımların küçük olması ve yüksek maliyet bunun en önemli nedenleri. Bütün teşviklere rağmen Cumhuriyetin ilk 10 yılında özel sektör modern fabrikaları hayata geçiremedi. 1930-1950 yılları arasında devlet büyük sanayi tesisleri kurarken, aynı zamanda özel sektörü de destekledi. 1950-1960 yılları arasında ise hayata geçirilen kredi kolaylıkları ve teşviklerle bugün halen varlığını sürdüren şirketlerin ilk adımları atıldı. İşletmelerin çoğu orta sınıf ailelerin öz sermayeleri ve gerektiğinde kredi kullanmaları ile hayata geçirildi. 1960-1970 döneminde sanayileşmeyle birlikte şehirleşmede de artış yaşandı. Ticaretin yanında sanayi ve hizmet sektörü gelişmeye başladı. Sermayesi yetmeyen işletmeler, halka açılmayı isteseler de daha çok halkın küçük tasarruflarını işletmelerine çekmekle yetinmek zorunda kaldı. Şiddetli enflasyonun yaşandığı 1970-1980 yılları arasında, hükümetin koruyucu önlemleri sayesinde girişimciler, yüksek oranlarda kâr elde etti. Güçlenen aile şirketleri, büyüme ve rekabetin ön plana çıktığı 1980 sonrasında varlıklarını devam ettirebilmek için çok ortaklı ve halka açık şirketler olma yoluna girdi. Ayrıca profesyonel yönetici sayısı da arttı. 2000’li yıllarda ise büyük aile şirketlerinde profesyonel yöneticiler, patronların yerini aldı. Mal sahibi olan yöneticiler, yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcısı gibi unvanlarla şirketlerin yönetim işini yürütmeye başladı.

“Aile şirketlerinin eksi ve artıları karşılaştırıldığında güven unsuru açık ara başı çekiyor. Güven duygusunun yüksekliği hızlı karar vermeyi beraberinde getiriyor. Bu da şirketin piyasaya hızlı uyum sağlamasında en büyük etken. Aile üyelerinin şirkete yatırım yapmayı bir aile değeri olarak görebilmesi ve üretilen ürünün aile ismini taşıması da bir diğer artı. Ürün aile ismiyle özdeşleşince kaliteden asla ödün verilmiyor.”

Rakamlarla aile şirketleri

Avrupa Birliği raporlarına göre dünyadaki şirketlerin yüzde 50’si, Amerika’daki şirketlerin yüzde 90’ı ve Fortune 500’e göre en büyük şirketlerin yüzde 40’ı aile şirketi. Türkiye’de ise şirketlerin yüzde 95’i, KOBİ’lerin ise yüzde 99’u, halka açık şirketlerin yüzde 75’i aile şirketlerinden oluşuyor. Bu şirketlerin toplam milli gelire katkısının ise yüzde 75 civarında olduğu söylenebilir.

Aile şirketlerinin ortalama ömrü 25 yıl. Yüzde 30’u ikinci kuşağa, yüzde 12’si üçüncü kuşağa ve sadece yüzde 3’ü dördüncü kuşağa geçebiliyor. Aile şirketlerinin çöküşünde ise yüzde 80 ailevi konularda alınan kararlar etkili oluyor. Şirketlerden yalnızca yüzde 20’si ticari konular nedeniyle çöküyor. Türkiye’de Cumhuriyet öncesi kurulan aile şirketi sayısı sadece 69. Oysa ömrü 200 yılı geçen şirket sayısı Almanya’da 837, Hollanda’da 222, Fransa’da 196 ve Japonya’da 3 bin 146. Yüzlerce yıl ayakta kalabilen aile işletmelerinin bu başarılarının sebepleri araştırıldığında 7 ana neden ortaya çıkıyor: Değişen dünyaya uyum sağlayabilme, insana değer verme, işe odaklanma, işletmede çalışanlara yetki devrini başarabilme, temel aile kültürüne ve değerlerine sahip olma ve bunları kuşaklar boyu sürdürebilme, aile içi güçlü iletişim, sonraki kuşağın yetiştirilmesi ve onlara yetki devrinin yıllar öncesinden planlanması.

Aile şirketlerinin artı ve eksileri

Aile şirketlerinin eksi ve artıları karşılaştırıldığında güven unsuru açık ara başı çekiyor. Güven duygusunun çok yüksek olması hızlı karar vermeyi de beraberinde getiriyor. Güven, hızlı karar verme şirketin piyasaya hızlı uyum sağlamasında en büyük etken. Aile şirketlerinin bir diğer önemli özelliği de aile üyelerinin şirkete yatırım yapmayı bir aile değeri olarak görebilmesi. Üretilen ürünün aile ismini taşıması da bir diğer önemli etken. Ürün aile ismiyle özdeşleşince kaliteden asla ödün verilmiyor. Aile olmanın getirdiği birliktelik kavramıyla “biz” bilincine sahip olunması da dikkat çekici bir nokta. Aile şirketleri ayrıca girişimcilik ruhana ve kısa zamanda büyüyebilme kapasitesine sahip. Bütün bunların yanı sıra aile şirketleri genlerinde “var olma ve hayatta kalma” dürtüsü taşıyor. Artılarının yanı sıra elbette ki aile şirketlerinin eksileri de var. En önemli eksi kurumsallaşma ve profesyonelleşmede yaşanan zorluk olarak karşımıza çıkıyor. Ailenin büyümesiyle birlikte yönetim ve pastanın paylaşımının çerçevesinin net çizilmemesi bir sorun. Burada karşımıza çıkan en önemli sorun ise kuşak çatışması. Aile içi sorunların şirket yönetimine yansıması, işin nasıl yapılacağının bilinmesi ama buna karşın yönetim biçimindeki bilgi yetersizliği de sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Eksiler nasıl artı olur?

Aile şirketlerinin yeni nesle devredilmesi, aile üyelerinin sayısının artması ile yetki ve görev dağılımı gibi sorunlar yaşanmaması için sistemin en başta kurulması ve yönetim ilkelerinin belirlenmesi çok önemli. Halefiyet planı, aile anayasası, nepotizmi (kayırmacılığı) önlemek için gerekli prensiplerin yazılı hale getirilerek, özellikle hissedarlık sözleşmelerinin düzenlenmesi gibi profesyonelleşme adımlarının atılması aile şirketlerinin nesiller boyu sürmesi için kritik öneme sahip. Çünkü sürdürülebilirlik, ailenin ve işin birlikte kurumsallaşması ile mümkün olabilir. İşletmenin kurumsallaşmasında kurumun yapısı ve süreçlerin tanımlanması, yetki, sorumluluk ve rollerin belirlenmesi, hesap soranla hesap verenin ayrıştırılması, standart uygulamaların ve denetim mekanizması oluşturulmalı. Türk şirketleri bu anlamda hem kurumsal hem de sürdürülebilir olmak için “aile anayasasını” gündemine almaya başladı. Çünkü aile anayasası, aile şirketlerinde karşılaşılan sorunları çözmekte yararlı bir hukuki enstrüman. İyi bir aile anayasası şirketin devamlılığını sağlama ve aileyi bir arada tutabilme adına büyük önem taşıyor. Düzgün finansal yapı ve iç kontrol ortamı, profesyonel yönetim kadrosu ve kaliteli insan kaynağı da şirketlerin sürdürülebilir olmasında önemli etken. Bir diğer önem verilmesi gereken nokta markalaşma. Pazarda farklılaşmanın en önemli unsuru olan markalaşma aile şirketlerinin üzerinde durması konuların başında yer alıyor. Ayrıca aile şirketlerinin teknolojik gelişmelere uyum sağlaması da önemli. Aile şirketleri daha inovatif olmaları ve rekabet ortamına uyum sağlamak için teknolojiyi daha iyi kullanmaları da gerekli.

“Türkiye’de şirketlerin yüzde 95’i, KOBİ’lerin ise yüzde 99’u, halka açık şirketlerin yüzde 75’i aile şirketi ve toplam milli gelire katkıları yaklaşık yüzde 75 civarında. Aile şirketlerinin ortalama ömrü 25 yıl ve yüzde 30’u ikinci, yüzde 12’si üçüncü ve sadece yüzde 3’ü dördüncü kuşağa geçebiliyor. Aile şirketlerinin çöküşünde yüzde 80 ailevi konularda alınan kararlar etkili. Şirketlerden yalnızca yüzde 20’si ticari konular nedeniyle çöküyor.”
Paylaş