Yeni Pazarlar: İran

Güneyde Basra Körfezi ve Umman Körfezi, kuzeyde ise Hazar Denizi ile çevrili olan İran, dünyadaki en fazla doğal gaz rezervlerine sahip ikinci, en çok petrol rezervi bulunan dördüncü ülke olarak öne çıkıyor.

134

MO 4000’lere dayanan tarihiyle dünyadaki en eski uygarlıklardan birine ev sahipliği yapan İran, tarih boyunca Avrasya’daki merkezi konumunun sağladığı jeostratejik değerle bölgesel güç olarak kabul ediliyor. Avrupa ve Asya’nın kesişme noktasında stratejik bir konuma sahip olan İran, gecen yaz nükleer programını sınırlandırmayı kabul etmesinin ardından, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından uygulanan uluslararası ekonomik ve mali yaptırımların kaldırılmasıyla uluslararası yatırımcılar açısından fırsatlar ülkesi olarak görülmeye başlandı.

Yaptırımlar nedeniyle ağır bedel ödeyen Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinin en büyük pazarlarından İran, geride bıraktığı ambargo dönemiyle birlikte birçok ülkeden uluslararası yatırımcının ilgi odağı haline geldi. Türkiye’de de birçok sektör, lojistik açıdan yakınlığı ve pazarı iyi tanıması sebebiyle yatırım acısından İran’ı çok avantajlı bir pazar olarak değerlendiriyor ve bu pazarda büyüme yoluna gidiyor. Bugün gelinen noktada Türkiye’nin en önemli dış ticaret partnerlerinden biri olan İran’da özellikle makine, otomotiv, lojistik, tekstil ve kimya gibi sektörlerde önemli fırsatlar söz konusu.

Bundan sonraki süreç, karşılıklı olarak vergi ve gümrük avantajları ile desteklenirse İran, makine sektörü acısından yatırım ve ihracat için cazibesini giderek artıracak. İran makine sektörü, 12.2 milyar dolarlık ithalat hacmine sahip. Sektör 2012-13 döneminde GSYİH’ye yüzde 4.4’luk katkı yaptı.

Önümüzdeki donemde, yabancı yatırımları ülkeye çekerek sanayi modernizasyonunun itici güçlerinden biri olabilir. Türkiye ile İran arasındaki makine ürünleri ticareti ise bu sektörde ikili ticaret hacminin yüzde 97’sinden fazlasını oluşturan Türk makine ihracatına dayanıyor. İran’a yönelik yapılacak olan yatırımların ve ihracatın Türkiye ekonomisine de katkı sağlaması bekleniyor.

 

COĞRAFİ VE KÜLTÜREL YAKINLIK AVANTAJ

80 milyon nüfusu, 400 milyar dolarlık ekonomisi ve büyüme ivmesiyle dünyadan birçok sektörün ilgisi İran’da. İran’a yönelik ekonomik yaptırımların kalkması; petrol, doğalgaz kaynakları ve geniş tüketici pazarıyla birçok ülkenin ilgisini çekse de coğrafi ve kültürel yakınlık Türkiye için önemli bir avantaj sağlıyor. İran’ın dışa kapalı ekonomik yapısı, uyguladığı dış ticaret kontrolleri, yüksek gümrük tarifeleri, tarife dışı engeller, bankacılık ve ödemeye ilişkin sorunlar, iki ülke arasındaki ulaşım ağlarının yetersizliği ve sınır kapılarında karşılaşılan sorunlar gibi engeller nedeniyle Türkiye, 2003 yılına kadar hedeflediği düzeyde ticari ilişkileri gerçekleştiremedi. Dolayısıyla ambargosuz donemde iki ülke arasındaki ilişkilerin sağlıklı yürümesi acısından yatırımcıların öncelikle İran pazarı hakkında bilgi sahibi olması ve risk yönetimi yapması büyük önem taşıyor.

Pazardaki fırsatlar hakkında bilgi sahibi olurken aynı zamanda karşılaşılabilecek sorunların çözümleriyle birlikte öğrenilmesi şart. Bu kapsamda saha ziyaretleri ve uzman destekleriyle birlikte vergi yükü, lojistik yönetimi, izin ve onay süreçleri, finans sistemi, özel sektör yapısı ve bürokrasideki zorluklar gibi temel konularda detaylı bilgi sahibi olmak gerekiyor. Ambargosuz döneme adım atılmasıyla birlikte ticaret hacmini 2020 yılında 35 milyar dolara çıkarma hedefini, 2016 yılı için 30-35 milyar dolar olarak revize etti. Türkiye’nin İran ile 1996 yılında 1 milyar dolar civarındaki dış ticaret hacmi, 2008 yılı itibarıyla 10 milyar doları, 2013 yılı itibarıyla 14.6 milyar doları aştı. 2014 yılında ise 13.7 milyar dolarlık dış ticaret hacmine ulaştı.

Türkiye’nin İran’a ihracatı 2014’te 3.9 milyar dolar, ithalatı ise 9.8 milyar dolar olarak gerçekleşti.

 

İRAN’DA DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR HEDEFLENİYOR

İran doğal kaynaklar acısından zengin bir ülke. GSYİH’nin yüzde 15’nin petrol, yüzde 50’sinin ise hizmet sektöründen geldiği düşünüldüğünde, oldukça çeşitlilik kazanmış bir ekonomisi olduğu söylenebilir. Merkezi planlamanın hakim olduğu ülkede; petrol, doğal gaz ve diğer büyük ölçekli işletmeler üzerinde devlet mülkiyeti hakim. Kırsal bölgelerde tarımsal üretimin ağırlıklı, özel ticaret faaliyetlerinin ise sınırlı düzeyde olduğu İran’da GSYİH, yüzde 45 sanayi, yüzde 44 hizmet ve yüzde 11 tarım olarak dağılıyor. Irak Savaşı’ndan sonra ailelere yardım etmek amacıyla kurulan, dini liderlik makamına karşı sorumlu bir tur İslami esaslı vakıf (bonyad) geniş vergi muafiyetlerine, sübvansiyonlara ve iş gücü avantajlarına sahip. İran ekonomisinin yüzde 40’ı doğrudan, yüzde 45’i de bonyadlar aracılığıyla devlet tarafından kontrol ediliyor. Döviz girdilerinin yüzde 80’ini, petrol ihracatı oluşturuyor. Dolayısıyla İran ekonomisi petrol fiyatlarındaki hareketlilikten büyük oranda etkileniyor. Hükümet, doğrudan yabancı yatırımlar ve özelleştirmeler yoluyla petrol ve doğal gaz üretiminin sürdürülebilirliği için gerekli yatırımların yapılmasını hedefliyor. Ancak özelleştirme işlemleri yavaş yürüyor, Özelleştirilen kuruluşlar ise yarı-devlet kuruluşlarına dönüşüyor. Ülkede bin civarında devlet işletmesi bulunuyor.

 

TÜRK MÜTEAHHİTLİK FİRMALARI İÇİN FIRSAT ÇOK

Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, İran’ın günlük 3.6 milyon varil olan ham petrol üretimi, son yıllarda 4 milyon varile ulaştı. 2020 yılları için hedeflenen üretim 7 milyon varil. 35 bin 717 milyon metreküp su depolama kapasitesine sahip olan ve 550 adet baraj bulunan İran’da 140 yeni baraj yapım aşamasında. Bu barajların faaliyete geçmesi ile birlikte toplam su depolama kapasitesinin 58 bin 517 milyon metreküpe ulaşacağı tahmin ediliyor. İran, ilerleyen yıllarda 501 adet yeni baraj yapacak. Bu çerçevede, baraj inşası konusunda tecrübeli ve uluslararası başarılara sahip Türk makine sektörü ve müteahhitlik firmaları için İran’da büyük iş fırsatları mevcut. Son yıllarda petrole dayalı ekonomik yapının kırılarak sanayi üretiminin çeşitlendirilmesi amacıyla, elde edilen petrol gelirlerinin bir kısmı petrokimya gibi sektörlerin gelişimine aktarılıyor. Petrol dışında başlıca sanayi dalları içinde gıda işleme, makine, kimya, halıcılık ve mücevherat yer alıyor. Sanayi kuruluşlarının yaklaşık yarısı, Tahran ve çevresinde yoğunlaşıyor. Hidrokarbon, İran’ın başlıca ihracat gelir kaynağı ve tarımdan sonra en fazla istihdam bu sektörde bulunuyor.

Ülkeye yabancı sermayenin gelmesini teşvik eden ekonomik büyüme, işsizlik sorununun giderilmesi ve sanayinin yenilenmesi acısından beklenen Dış Yatırımın Teşvik ve Korunmasına ilişkin Kanun uyarınca birçok imkan tanınıyor. Bu imkanlar, ülke dışına kar transferi izni, ana sermayenin ülke dışına transferi izni, yatırımın millileştirilmesi durumunda tazminat ödenmesi, ülke içindeki yatırımcılara tanınan sair hakların tanınması, nakit olarak sermaye ithali veya makine ve teknik bilgi ithali olarak sıralanıyor. En az altı yıl vergi muafiyeti, muafiyet dönemlerinden sonra yüzde 20 oranında vergi indirimi, ortak verginin yüzde 10’u, ihracat gelirlerinde yüzde 100 oranında vergi muafiyeti ve gelişme için ayrılmış karlarda vergi muafiyeti de sunulan mali imkanlar arasında yer alıyor.

 

YABANCI SERMAYE LİSANSI ALAN ŞİRKETLERİN YATIRIMI SİGORTALANIYOR

Özellikle petrol, doğal gaz ve petrokimya sektörlerinde dış yatırıma önem veren İran Hükümeti, yabancı sermaye lisansı alan şirketlerin yatırımını sigortalıyor. Böylece savaş gibi olağanüstü durumlarla fabrikası kapanan yatırımcılara yatırım bedelini geri ödemeyi taahhüt ediyor. Yeni kanun kapsamında yabancı sermayenin bir İran şirketi ile ortaklığı belli bir yüzde ile sınırlandırılmamış, yabancı sermayenin ülkeye giriş ve çıkışında serbest piyasa kurunun geçerli olması garanti altına alınmış, yabancı şirketler için vergiler yüzde 60’lardan yüzde 20’lere indirilmiş; ayrıca yatırım yapılan bölgelere göre 10-15 yıllık vergi muafiyeti dönemleri

öngörülüyor. İran’da; Kish Serbest Bölgesi, Qeshm Serbest Bölgesi, Chababar Serbest Bölgesi, Anzali Serbest Bölgesi, Aras Serbest Bölgesi ve Arvand Serbest Bölgesi olmak üzere toplam altı adet serbest bölge bulunuyor.

 

İRAN’LA TİCARETTE YAŞANAN SIKINTILAR

Gümrük kapılarında yaşanan sıkıntıların başında personel eksikliği geliyor. İran Dış Ticaret Mevzuatı’ndaki belirsizlikler de sıkıntıların bir başka yönünü ortaya koyuyor. Türkiye tarafından düzenlenen sağlık sertifikaları bazen kabul edilmiyor. Türkiye’den çıkış esnasında son kontrol merkezindeki denetim ile ilgili orijinal onay aranıyor.

Türkiye için önem taşıyan pamuk tohumu ihracatı ile ilgili olarak İran üzerinden gerçekleştirilecek transit geçişlerde TIR’lara büyük zorluklar çıkarılıyor. Çalışma ve oturum izinleri de bir diğer sıkıntı olarak tanımlanıyor. İş adamlarının çalışma ve oturma izni alabilmesi uzun zaman alıyor. Birçok formaliteyi gerektiren işlemler iş adamlarının bu süreç zarfında (yaklaşık 6 ay) işleri nedeniyle İran’dan ayrılmaları halinde başvurularının iptal olması ve aynı prosedüre baştan başlanmasını zorunlu kılıyor. İran mevzuatı uyarınca çalışma iznine sahip yabancıların İran’dan çıkış yapabilmeleri için özel bir çıkış vizesi (exit visa) almaları gerekiyor. İran’da gerçekleştirilen girişlerin ve İran’da bulunulan sürenin belirli bir miktarı aşması halinde, kendilerine kacak çalışılmış gibi işlem yapılarak yüksek vergi cezaları kesiliyor ve bu cezalar tahsil edilmeden ülkeden çıkışına izin verilmiyor.

 

DÜNYANIN EN ESKİ VE SÜREKLİ UYGARLIĞI

M.Ö. 4000 yıllarına dayanan tarihi ile İran, dünyanın en eski ve sürekli uygarlıklarından birine ev sahipliği yapıyor. İran, 1935’e kadar yaklaşık 6 bin yıl boyunca Pers İmparatorluğu hakimiyeti altındaydı. Tarih boyunca İran, Avrasya’daki merkezi konumu nedeniyle jeostratejik öneme sahip olan bir bölgesel güç oldu. İran’ın başkenti Tahran’da görülmesi gereken ilk yer Gülistan Sarayı olmalı. Tahran’daki bu imparatorluk sarayının kuruluşu 16. yüzyıla kadar uzanıyor. 1501 ile 1736 yılları arasında İran’a hükmeden ve Türk soyundan gelen Safeviler tarafından kurulmuş bu saray, tarih boyunca gelen şahlar tarafından genişletilip büyütülmüş. Sarayı gezerken ayrıca Güneş Binası anlamına gelen Şems-ul İmare ile Nasrettin Şah döneminde kurulan ve Pehlevi Hanedanlığı döneminde resmi törenler için kullanılan Selam Salonu da görülmesi gereken değerler arasında. Tahran’da Şah Rıza Pehlevi’nin karısı Farah Diba tarafından yapılan Halı Müzesi de turistlerin uğrak yerleri arasında. Bu müze hem en eski ve efsanevi İran halılarını görme hem de halıcılığın tarihini öğrenme fırsatı sunuyor. Tahran’ın kuzeyindeki rüzgar alan tepelerde kurulmuş olan bahçeli ve havuzlu lokantalar şehrin sembolleri olarak görülüyor. Tahran’dan Kum, Kaşhan ve İsfahan da görülmesi gereken diğer kentler arasında. Kaşhan rüzgar kuleleri, İsfahan ise bahçeleri, sarayları, evleri ve kapalı çarşılarıyla unlu. Tarihi İpek ve Baharat Yolu’nda olan İsfahan ayrıca ülkenin ve bölgenin en önemli alışveriş merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. İsfahan’dan sonra Zerdüşt dininin merkezi, tapınakların ve Sessizlik Kuleleri’nin beldesi Yezd de İran’ın dikkat çeken bir diğer şehri. Bu şehirde İran’ın yüzyıllarca resmi dini olan Zerdüşlükten geriye çok sayıda eser kalmış. Pers İmparatorluğu’nun eski başkenti ve dünyanın en eski yerleşimlerinden biri olan Persepolis ise mükemmel bir şekilde korunan ve milyonlarca turistin uğradığı bir kültür ve uygarlık sembolü.

İran’ın kültürü İslam dini ve geleneksel Fars, Turk, Arap ve Kurt kültürü etrafında biçimlenmiş. Buna karşın, İran Çeşitlilikler içinde yüksek bir kozmopolit toplum ve canlı bir kültüre sahip. İslam etkisi Fars, Türk, Arap ve Kurt kültürünün mimari, müzik, giyim, mutfak ve yaşam tarzında görülebiliyor. Fars, Arap ve Türk mutfağı tutulmakta olup, döner lokantalarından İran otellerinin lüks lokantalarına kadar her yerde bulunabiliyor. Fars, Arap ve Turk mutfağı birbirleriyle binlerce yıllık etkileşimle günümüze gelmiş gayet zengin ve farklı bir mutfak. Mutfağın temel malzemeleri kuzu eti, yöresel baharatlar, pirinç ve bulgurdur.

Ekonomik acıdan uzun yıllardır çeşitli ambargolar altında yaşaması sonucu korumacı bir yapıya sahip olan İran’ın ihtiyacı olan her şeyi kendi ürettiğini anlatan DEİK Türkiye İran İş Konseyi Yürütme Kurulu Başkanı Bilgin Aygül, 16 Ocak 2016’da ambargoların kalkmasıyla birlikte İran’ın özellikle gelişmiş ülkelerin gündeminde ilk sırada yer almayı başardığını dile getirdi. Ambargo altında yaşamasına karşın hiç borcu olmayan, 80 milyonluk iyi eğitimli genç nüfusuyla, komşu ve cevre ülkeleriyle gerçekleştirdiği dış ticaretle, dünya doğal gaz rezervlerinde ikinci, petrol rezervlerinde dördüncü ülke olması gibi etkenlere bağlı olarak birçok ülkenin yüzünü İran’a döndüğünü vurgulayan Aygül, “Turk firmalarının bölgeyi tanımaları, ambargonun en zor koşullarında bile İran’ı terk etmeyişleri tarihi, kültürel bağlar, benzer tüketici tercihleri, coğrafi yakınlığın sağladığı lojistik üstünlük, tamamlayıcı ekonomilere sahip olmanın avantajları büyük önem arz ediyor. Yatırımcılar, birikimlerini İranlı firmalarla paylaşabilirler. İran’da yatırım yapan 200’u aşkın Türk firmasının yanı sıra, dış ticaret yapan 1000’den fazla firma bulunuyor. Ambargonun kalkması, 01 Ocak 2015 tarihinden beri İran-Türkiye arasında yürürlükte olan Tercihli Ticaret Anlaşması, iki ülke arasındaki yatırımı, iş birliğini ve ticareti geliştirecek” dedi.

İran’ın gelecek vadeden bir pazar olduğunu vurgulayan Aygül, İran’a ihracatımızda makine, otomotiv, tekstil, kozmetik, dayanıklı tüketim malları, elektronik, teknolojik ürünler, inşaat sektörü, otel ve altyapı inşaatları, hizmet ve lojistik sektörlerinin öne çıktığını dile getirdi. Ekonomisi büyük ölçüde KOBİ’lere dayanan İran’da iki ülke için iş birliği imkanlarının oldukça fazla olduğuna dikkat çeken Aygül, “İhracat yapmak ve hammaddeleri İran’dan almak şartıyla sanayi amaçlı ve yüzde 100 yabancı sermayeli şirket kurulabiliyor. İranlı firmalar, ülkeye teknoloji ve sermayenin çekilmesine yönelik olarak yabancı ortaklarla iş birliğine sıcak bakıyor” diye konuştu. İran ekonomisinin dörtte ucunun merkezi parametrelerle yönlendirilen devlet şirketleri ve Bonyad adı verilen vakıf şirketleri tarafından yönetildiği bilgisini veren Bilgin Aygül, ambargolar sonrası dış ekonomik ilişkilerin rahatlayacağını öngördüklerini ifade ediyor. Uygulanmaya konulan özelleştirme sureciyle birlikte haksız rekabeti önleyen yapıların ortadan kaldırılmasının da birçok sektörde olumlu gelişmeler sağlayacağını söyleyen Aygül, İran’ın çok cazip bir pazar olmasına karşın, korumacı bir yapıya sahip olduğunun altını çizdi.

“İran’la 370 yıldır değişmeyen sınırımız, ortak kültür ve değerler bazında bir dostluğumuz var” diyen Bilgin Aygül, ambargo döneminde de İran’a en yakın olan ülkenin Türkiye olduğunu dile getirdi. Türkiye’nin ambargo döneminde İran’la ticari ilişkilerini sürdürdüğünü belirten Aygül, şunları ekledi:

“Avrupa İran’dan petrol ve doğal gaz alamazken, Türkiye doğal gaz aldı, petrol aldı. Ticari ilişkilerini korudu. Türkiye dış ticaret hacmi açısından İran’la iş yapan ülkeler arasında ilk beş ülkeden biriydi. Dolayısıyla ambargonun kalkmasının şimdi olumlu katkıları olacak. Nükleer programını kısıtlaması karşılığı ambargoların hafifletilmesi bölge barışını güçlendirecek, bölgenin toplumsal refahını artıracak. Bu olumlu bir gelişme ama bunun yanı sıra, hem Avrupa firmaları arasında hem de üçüncu ülkelerle İran firmaları arasında ciddi bir rekabet de başlayacak.”

 

“YATIRIM YAPARKEN SEKTÖR ÇOK İYİ DEĞERLENDİRİLMELİ”

İran pazarındaki fırsatları değerlendirerek ticaret ya da yatırım yapmayı düşünen Türk iş adamlarına, yatırım ve iş birliği yaparken sektorün çok iyi analiz edilmesi gerektiği uyarısında bulunan Bilgin Aygül, sozlerini şöyle tamamladı: “Hukuksal destek sözleşmesi ve anlaşmalardaki netlik önemli. Enerji yoğun sektörlerde özellikle seramik, çimento, maden işleme sektörlerinde enerji fiyatlarının ucuzluğundan dolayı yatırımı anlamlı görünüyor. Hizmet sektöründe özellikle bankacılık, finans, AVM işletmeciliği, hastane işletmeciliği iyi bir potansiyele sahip. Enerji, petrokimya, tarımsal sulama, altyapı, yol, demiryolu, otoban, toplu konut sektörlerinde yatırımlar çok önemli. Bürokrasi mevcut durumda ağır işliyor; dolayısıyla sabır önemli. İran yalnız bir ihracat destinasyonu olarak düşünülmemeli, üçüncü ülkelerle birlikte çalışılabilecek bir ülke olarak değerlendirilmeli.