“Tepkiler bize güç versin, yılmayalım”

110

Ekin Makina Dış Ticaret Müdürü Latife Karabulut, belirli mesleklerde “erkek işi” algısının yıkılması gerektiğini vurguladı. “Gösterilen tepkiler bizi yıldırmasın, güç versin” diyen Karabulut, kadınların her yerde olduklarını ve olmaya devam edeceklerini söyledi.

Makine sektörünün kadın yöneticilerinden Ekin Makina Dış Ticaret Müdürü Latife Karabulut, “Sektörün Başarılı Kadınları” bölümümüzün konuğu oldu. Çocukluktan bu yana makinelerin içinde olduğunu söyleyen Karabulut, dış ticaret müdürü olmasına rağmen makine kurulumlarına gidecek kadar makineleri sevdiğini belirtti. Makine sektöründe kadın olarak kabul görmenin zorluklarından bahseden Karabulut, belirli mesleklerde “erkek işi” algısının yıkılması gerektiğini vurguladı. İşe ilk başladığında dirençle karşılaştığını dile getiren Karabulut, “Bana ‘Sen git müdürün gelsin’ diyorlardı. ‘Müdür benim’ deyince, ‘O zaman mühendis’ gelsin deniliyordu. Ama yılmadım. ‘Benim makinelerle ilgili bilgim tam’ diyerek ikna etmeye çalıştım. Şimdi kabul gördüm. Tepkiler bize güç versin. Yılmayalım” dedi. Latife Karabulut Ekin Makina, sektörün sorunları, sektörde kadın olmak ile ilgili görüşlerini MİB okurlarıyla paylaştı.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Latife Karabulut kimdir?

Ekin Makina Dış Ticaret Müdürüyüm. Biz bir aile şirketiyiz. Kurucumuz Abdullah Karabulut babam. Kardeşim Ekin de burada çalışıyor. Ekin Makina’da tam zamanlı olarak 21 yaşımda çalışmaya başladım ve 10 yıldır aynı görevde devam ediyorum. İşe başladığımdan bu yana hep dış ticaretle ilgilendim. Aile şirketi olunca eğitimin tamamlanması beklenmeden çalışma hayatına giriyorsunuz. Üniversitedeyken misafirler geldiğinde şirkette oluyordum. Onlarla ilgilenip işimi bitirdikten sonra derse yetişmeye çalışıyordum. “Eğitim bir an önce bitse de işe başlasa” diye bekleniyordu. Tabii bu benim için de büyük bir avantaj. İşsizlik bu kadar çok iken sevdiğim bir işi yapma şansım var.

Eğitiminiz nedir?

Kocaeli Üniversitesi İnsan Kaynakları mezunuyum. Makineden çok uzak bir meslek. Ama ben çocukluktan bu yana makinelerin içindeydim ve aslında makine okumak istiyordum. Ama eğitim sistemindeki talihsizlikler nedeniyle başka bir bölüm oldu. Ama sonuçta ben ne okursam okuyayım yine Ekin Makina’da olacaktım. Ben makineyi sevdiğim için buradayım. İşimiz konusunda da babam Abdullah bey bizi çok iyi yetiştirdi. Her türlü teknik bilgiyi bize verdi. Ben dış ticaret müdürüyüm ama sadece ihracat yapmıyorum. Makine kurulumuna da gidiyorum.

Ekin Makina’dan biraz bahsedebilir misiniz? Ne tür makine üretimi yapıyorsunuz?

Ekin Makina 1994 yılında Abdullah Karabulut tarafından kuruldu. Plastik enjeksiyon makineleri üreten bir firmayız. Şu anda da Türkiye’de yerli kalan iki üreticiden birisiyiz. Diğeri de Hürmak. O da zaten MİB’in üyesi. 90’lı yıllarda çok fazla enjeksiyon makinesi üreten firma vardı. Ama ekonomik sorunlardan dolayı birer birer kapandı. En son biz ikimiz kaldık.

İthalat burada önemli bir etken galiba.

Evet ithalat çok önemli bir etken. Önümüzde Çin gibi yadsınamaz çok büyük bir rakip var. Üretim hacimleri, fiyat politikaları onun için yapılacak çok fazla bir şey yok. Çünkü hemen her üretim alanında aynı sıkıntı var. Sadece makine sektöründe değil, medikalde, tarımda. Her şeyde artık dünya Çin’e bağlı.

Üretim kapasitesiniz nedir?

Ayda 16-17 tane makine üretebiliyoruz. Çünkü bulunduğumuz alan kira ve yeterli yerimiz yok. İki ay önce Hadımköy’de kendimize ait arazimizde fabrika çalışmasına başladık. Önümüzdeki birkaç ay içinde temeli atılacak. Planımız 1-1,5 yıl içerisinde fabrikayı bitirip bir an evvel kendi yerimize taşınmak. 16 bin metrekare kapalı alanı olacak, ki oraya geçtiğimizde üretimimiz çok daha artacak. Bizim şu an üretimimizin 16 ile sınırlı kalmasının sebebi sadece bu kadar sipariş almamız veya ekonomik yetersizlikler değil. Tamamen yerimiz olmadığı için üretemiyoruz, üretsek de makineleri koyacak yer yok. Aslında bu yatırıma daha önce başlamalıydık ama devlet desteği için uğraştık. Ama maalesef Türkiye’de İstanbul bölgesinde yapılacak yatırımlara devlet desteği yok. Her şeyi sizin yapmanız lazım. Arsamız çok uzun yıllardır vardı ama inşaatı yapma yükümlülüğünün altına girmek zor. Çok düşündük. İnşaatın maliyeti ile daha fazla CNC makineye yatırım yapabilirdik ama yine kirada olacaktık. Taşın altına elimizi soktuk ve öz sermayemizle fabrika yatırımına başladık.

Ne kadarlık bir yatırım maliyeti söz konusu?

İnşaat için öngörülen rakam 20 milyon dolar. Tabii binaya taşınınca üretimi arttırmak için çok daha fazla CNC makinesine, malzemeye ve istihdama ihtiyacımız olacak. Örneğin şu anda burada 65 kişi çalışıyor. Zaman zaman bu rakam 70’e ulaşıyor. Alan büyüdüğünde bu sayı artmak zorunda. Sadece fabrika inşaatı ile sınırlı kalmayacak. Ama biz işimizi çok seviyoruz. Babam, kardeşim, ben ve çalışma arkadaşlarımız dört koldan işimize sarılıp devam ettirmeye uğraşıyoruz. Türkiye’de aile şirketi kavramı çok iyi işlemiyor. Ama biz onu aşmak için kurumsallaşarak büyümeyi öğreniyoruz. Yılda 4-5 tane uluslararası fuara katılıyoruz. Sadece aile şirketi kalarak büyümek olmuyor. Ekin Makine ile birlikte biz de büyüyoruz aslında. Öyle ki biz Antartirka’da yaşam olsa oraya da makine vermeyi hedefliyoruz. Şu anda 6 kıtada 33 ülkede makinelerimiz var. (Avustralya’dan El Salvador’a) Çünkü biz sadece yatay enjeksiyonla sınırlı makineler üretmiyoruz. Dikey enjeksiyonlu makineler de üretiyoruz ki bu makineler dünya genelinde biraz daha az üretimi olan makineler. Biz çok özel, hatta müşteri için uygun özel dikey enjeksiyon makineleri üretiyoruz. Metal parçayı koyuyorlar, sapları yapılıyor. Tornavida, gözlük, inşaat sektöründe kullanılan ürünler. Plastik enjeksiyon öyle bir sektör ki kalpteki plastik bile enjeksiyon makinelerinde yapılıyor. Plastiğin sonu yok. Evet doğada uzun süre yok olmuyor ama geri dönüşümlü olarak kullanılabilse çok daha iyi olacaktır. Geri dönüşüm konusunda da ülkelere, belediyelere, firmalara büyük iş düşüyor. Gereği yapılsa plastiğe karşı olan ön yargılar yıkılabilir. Biz bunun için de uğraşıyoruz.

Üretim yapan iki firma kaldık dediniz. Herhalde bu iki firmadan biri olmanız da Ar-Ge’nin önemli olduğunu düşünüyorum. Doğru mudur?

Evet doğru. Sadece düz klasik tip enjeksiyon makineleri yaparak devam etmiyoruz. 6 kişilik bir Ar-Ge ekibimiz var. Sürekli yeni tasarımlar üzerinde çalışıyorlar. Örneğin döner tablalı makineler yaptık. Yatay haldeyken dönüp aynı anda iki rengi basıyor. Mutfak endüstrisinde çok kullanılan bir makine. Normal şartlarda ilk önce bir makinede ürünün beyaz kısmı yapılıyordu ardından ikinci renk için ikinci bir makineye geçilmesi gerekiyordu. Biz bunu tek makineye indirdik. Mesela Kosova’daki müşterimizin sadece yatay enjeksiyonu vardı. Sonradan makineye ikinci bir enjeksiyon ekleyerek faraş üretmesini de sağladık. Bunların hepsi Ar-Ge ile mümkün. Örneğin önümüzdeki günlerde Polonya’da olacağız. Çok büyük menşeili bir kablo üretim firması ile görüşeceğiz. Piyasada adı bilinen, beyaz eşya firmalarının neredeyse yüzde 90 kablolarını yapan bir firma. Onlar için Ar-Ge çalışması yapmaya gidiyoruz. Dikey enjeksiyonlar vereceğiz. Kablolar uzun olduğu için operatörün eline dolanmaması lazım. Ona uygun tasarım makineler yapıyoruz. Avustralya’daki makinemizde olimpiyat oyunlarında kullanılan hokey topları basılıyor. Çok teknik çok özel ‘hemen makineyi alayım basayım’ denilemeyecek detaylı makineler üretiyoruz. Her bir işleminde, uygulamasında emek var.

Peki biraz Türkiye’de kadın olmak, iş hayatında kadın olmak ile ilgili konuşalım. Siz aynı zamanda erkeklerin ağırlıkta olduğu makine gibi bir sektörde çalışıyorsunuz. Neler yaşıyorsunuz bir kadın olarak iş hayatında?

Makine olunca önce üniversitelerdeki algıdan başlamak gerekiyor. Üniversitelerde mühendislik sınıfındaki tek kadın gibi düşünün. Bütün sınıf erkeklerle dolu. Bu algı üniversiteden başlıyor. Kadınlar seçmiyor diyemem. Ama mühendislik, inşat, jeofizik gibi bazı alanlarda olduğu gibi hepsi erkek gücüyle özdeşleştirilmiş bizlerin bilinç altımızda. ‘Erkek işi’ algısını yıkmak lazım. Bunu yıktıktan sonra yapılmayacak şey yok diye düşünüyorum. Makine imalatı kirli bir iş ama hangi işi yaparsak yapalım el kirlenmeden, terlemeden emek kazanılmıyor. Ben gerçekten burada çalışmayı seviyorum. Makinenin altında çalışıyorum bazen. Çünkü sıfırdan yapılıyor ve benim o üretime katkım var. Satışını yaptığım üründe emeğim, elim var diyorsunuz. İnsanı muhteşem tatmin eden bir duygu.

Tepkiler nasıl peki?

İlk zamanlar ben de gençtim ve toydum. Haliyle çok kabullenemiyorlardı. ‘Müdürün gelsin’ diyorlardı. ‘Müdür benim’ deyince, ‘mühendis gelsin’ diyorlardı. ‘İnanın bir mühendis kadar bilgim var bana güvenebilirsiniz’ diyordum. Erkek zihniyetini aşmak inanılmaz zor. Arap ülkeleri ile çok çalışıyoruz. Fas, Tunus, Cezayir, Emirlikler. Benim o ülkeleri aşmam maalesef biraz zor oldu. Kadınların da erkeklerle aynı işleri yapabilecekleri algısını oturtmak çok zor. Ama bunu başardığınız zaman alınan haz muhteşem. Geçen hafta Avustralya’da eğitimdeydim, önümde 5-6 erkek beni pür dikkat dinliyordu mesela. Tabii ülkeler arasında da fark oluyor. Polonya, Avustralya, Almanya’da bana bu sektörde olduğum için methiyeler düzüyorlar. Tamamen düşünce farklılığı. Kadınlar her yerde. Evde, okulda, sanayide, tarlada. Olmaya da devam edecek. Tam tersine bu bize güç versin. Yoksa beni de ağlatan müşterilerim oldu. Yapacak bir şey yok. Ama vazgeçmedim.

Peki avantajları var mı?

Kadınlar çok incedir ve titizlerdir. Ev işi yaparken de böyledir. Bende de biraz hassas düşünüyorum. Erkeklerin aklına gelmeyecek sorular sorabiliyorum. Sürekli yeni makineler üretiyoruz ve benim bunları öğrenmem gerekiyor. Öğrenmeye çalışırken sürekli sorgulamaya çalışıyorum. O sorduğum sorularda da illa ki bir şey çıkıyor ve oralardan başka yerlere gidebiliyoruz. Kadınlar olarak bizler muhteşem varlıklarız bana göre. Müşterilerimize daha çok önem veriyoruz. Daha dikkatli konuşuyoruz. Çalışanlara daha iyi yaklaşabiliyoruz. Zamanla erkekler de kabul edecek bunu. Çünkü artık yeni nesil kadınlar evlenip evimin kadını olayım derdinde değil. Herkes iş arıyor. Sevdiği işin peşinde koşuyor.

Makine sektörü hızlı gelişen sektörlerden biri. Sektörün sorunları dersek neler söylersiniz?

Genel olarak makine sektörüne bakıldığında, kompresörler, ekstüder, ambalaj makineleri, gibi çok geniş alan ve üretim çok yüksek, kapasitemiz var. Enjeksiyon makinelerine gelirsek satışımızı, ihracatımı artırmamız için fuarlara katılmak zorundayız. Sadece Türkiye marketine hitap etmek istemiyoruz. Ama yurt dışı fuarlar inanılmaz maliyetli. Mart sonunda Cezayir’de fuardaydık. Cezayir bizim için çok önemli bir market. Hali hazırda çok sayıda makinemiz var ve belki fuara katılmasak da biliniyoruz. Ama katılmak zorundasınız. Marka bilinilirliğimizi artırmamız lazım. Biz hiçbir fuara 9-12 metrekare info stantla katılmıyoruz. En küçük standımız 60 metrekare. Makine götürüyoruz. Cezayir fuarının sadece nakliyesine 8 bin avro ödedik. Toplam fuarın maliyeti 50 bin avro. Bu inanılmaz bir masraf. Çünkü Çin gibi bir rakip varken makinelerimizden çok büyük kâr elde edemiyoruz. Onların karşısından rekabet edilebilirliğimizin olması için fiyatımızın olabildiğince onların fiyatına yakın olması lazım. Her ne kadar makinelerimiz avrupa kalitesinde makineler olsa da bu böyle. Üstelik biz ürettiğimiz makineleri yüzde 82’sinde yerli malı kullanıyoruz. Türkiye’de üretilmeyenleri İtalya’dan, Japonya’dan ithal ediyoruz. Maliyetler yüksek haliyle. Dolar, avro çok yükseldi. Ancak biz bu yükselişi yerli marketimize sunamıyoruz. Mecburen zaten zor bir dönemdeyiz ve çabalıyoruz. Fuar teşvikleri çok yetersiz. Üstelik çok uzun süre sonra alabiliyorsunuz. 2017 yılı sonunda yurt dışı fuar teşvikleri değişti. Bunun öncesinde yüzde 50 destek alıyorduk. Ama sınırlar vardı. Nakliyenin sadece navlunu karşılanıyordu. Navlun Cezayir’e 900 dolar. Ben 8 bin avro masraf yaptım, devletten iadesini alamıyorum. Sıkıntılı bir durum. Şimdi metrekare bazına dönüştürüldü. Cezayir fuarı için 1400 lira metrekare başına destek veriliyor ve içine her şeyi katabiliyoruz. Cezayir fuarında destek oranımız yüzde 40 oldu. Başka bir fuarda metrekare düzgün hesaplanmazsa alacağımız destek yüzde 40’ın altında kalacak. Mesela sektörümüzün en büyük fuarı 3 yılda bir düzenlenen K Show. En prestijli fuar ve çok pahalı bir fuar. Şu an büyük bir gerginlikle metrekare fiyatlarının açıklanmasını bekliyoruz. Metrekare fiyatları şu anda 500 avrolar seviyesinde. Talep ettiğimiz alan 200 metrekare. Şimdi fabrika mı kuralım, CNC mi alalım, fuara mı katılalım, ihracat mı yapalım? Hangi birine yetişelim?

Bu arada da ithalat devam ediyor.

Evet. Bir diğer sorun ithalat. Türkiye’nin yıllık enjeksiyon makinesi ihtiyacı 2 bin 500. Bunun yüzde 20’sini biz yerli üreticiler yapıyoruz. 2000’den fazlası ithalat. Biz demiyoruz sadece biz üretelim, dışarıdan alınmasın. Ama sektöre destek verilse, üretim, istihdam artar. Ülke kazanır. En azından bir sınırlama getirilebilir. Bu anlamda biz Hürmak ve MİB ile birlikte ithalatta gözetim için çalışmalar yapıyoruz. Olabilir mi bilemiyorum ama eğer yapılırsa yerli üretim artırılabilir. Çünkü artık bir kataloğa bile ihtiyacınız yok. İnternetten bakıp, biraz araştırma bir uçak biletiyle çok rahat istediğiniz makineyi getirebilirsiniz. Ama öyle değil. Biz 2 yıl garanti, 10 yıl yedek parça servisi veriyoruz. Çin’den makine alıp bizi servis için bizi arayanlar oluyor. Çünkü çok firma açılıp kapanıyor orada ve hizmet alamıyorsunuz.

Sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de makine sektörü iyi yönde ilerliyor. Sanayicilerimiz hırslı. Ancak eminim ki diğer bütün sanayicilerin tek korkusu ekonomik krizler. Devlet destekleri ile olmadık. Ama bizi bir başımıza bırakmamaları gerek.  Biraz destek olunduğunda, biraz daha ithalat kontrollü hale getirildiğinde çok daha kolay olacak.

İş dışında neler yapıyorsunuz?

İşimi çok sevmemle ilgili sanırım gezmeyi çok seviyorum. 2 yıllık evliyim ve işim dışında da sürekli gezerim. Ekstrem sporlara ilgim var. Kampçılık, dağ tırmanışı yapıyorum. Şu aralar bouldering denilen kapalı alan tırmanışına ilgi duyuyorum. İşime çok vakit ayırıyorum ama hayatımı engellemesine izin vermedim. İşimi çok seviyorum ama yaşamayı da seviyorum. Şu ana kadar geriye dönüp baktığımda pişmanlık yaşadığım konu çok az. Her şeye vakit ayırmak lazım. 20’den fazla ülkeye gittim bazılarına birden fazla kez gittim. Sadece tatil için değil iş için bile olsa en azından iki gün daha kalıp gezip görmeye gayret ederim.

Bu işi yapmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?

Gezmeyi çok sevdiğim için herhalde turizmci olurdum. Çok gezdiğim için arkadaşlarım bana Latife Turizm Şirketi derler. Bir yere tatile gidilecekse bütün organizasyonu ben yaparım.

MİB ile ilgili görüşleriniz nedir?

Plastik sektörü ile ilgili çok sayıda sivil toplum kuruluşu var. Ama plastik sektörüne makine üreten firma olmamız nedeniyle sorunlarımıza yeterli ilgiyi göremiyorduk doğal olarak. Plastik sektörüne makine üreten bir firma olarak MİB bizim için çok önemli. Sektörün sorunlarının çözümüyle ilgili olarak bize destek oluyor, bizi kolluyor. Bu açıdan MİB’in çalışmalarını yerinde buluyor ve destekliyorum.