“Ortakların sadece işi değil, hayalleri de ortak olmalı”

114

Avrupa’da boyutsal en büyük kapasiteye sahip ilk üç firmadan biri olarak hidrolik silindir üreten Kayahan A.Ş Onursal Başkanı Mehmet Kayhan, hayallerinin çok daha büyük olduğunun altını çizerek, gençlere çok çalışmalarını ve yılmamalarını öğütledi.

Makine sektörünün duayenlerinden biri olan Kayahan A.Ş Onursal Başkanı Mehmet Kayhan, görüşleriyle makine sektörünün genç nesline ışık tuttu. Hayatının her aşamasında çalışmanın ve ilmek ilmek dokunan çabanın izleri bulunan Kayhan, elde ettiği tüm başarılara rağmen “Çok daha büyük hayallerim vardı” diyecek kadar tutkulu bir sanayici. Yokluk yıllarında çatısı olmayan bir dükkânda sanayiciliğe adım atan Kayhan, “Bizim zamanımız yokluk zamanıydı ama aynı zamanda cesaret zamanıydı. Kaybedecek hiçbir şeyimiz ve çalışmaktan başka çaremiz yoktu” diyerek şimdi daha rahat ortamda büyüyen nesillerin hırslarının kalmadığından yakındı. Kayahan A.Ş’nin en önemli özelliğinin erkek egemen bir iş alanında orta ve üst kademede kadınların aktif görev alması olarak açıklayan Mehmet Kayhan makine sektörünün genç girişimcilerine deneyimlerini aktardı.

Hayat hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız? Neler yaşadınız? Hayatınızın dönüm noktaları nelerdi?

Geçmişi, Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı tarihlere uzanan Kayhanlar, Konya Taşkent bölgesinde yaşamış ve kuşaklar boyunca marangozluk ve demircilik gibi el sanatlarıyla uğraşmış köklü bir ailedir. Dedeleri gibi sıcak demircilik işiyle uğraşan Mustafa Kayhan’ın oğlu olarak 1930 yılında Taşkent’te dünyaya geldim. Henüz bebeklik çağlarında demir işleriyle tanıştım. Ailem, 1935’te Konya’ya göç etti ve babam Konya Sanayi Çarşısı’nda bir atölye açtı. Çocukluk yıllarım bu atölyede geçti. 1939 yılında ikinci dünya savaşı başlayınca, babam Mustafa Kayhan atölyeyi kapattı ve Kırıkkale askeri fabrikasında çalışmaya başladı. İkinci dünya savaşı yılları kıtlık yıllarıdır, ekmeğin karneyle dağıtıldığı, sadece mektebe giden çocuklara ayda yarım litre gaz verildiği yıllar. Böylesi bir dönemde ilkokulu bitirdim. Dedem, ilkokulu bitirince beni 1943 yılında Kuleli Askerî Lisesi’ne kaydettirdi. O yıllarda Almanlar Balkan devletlerini işgal edip sınırlarımıza kadar dayanınca, Kuleli Askerî Lisesi de tedbir amaçlı Konya’ya nakledildi. Babam bu gelişmeye şiddetle karşı çıktı ve derhal okulu bırakmamı istedi. Annem de babamın sözünü dinlememi söyleyince, henüz 15 günlük öğrenciyken Kuleli Askerî Lisesi’ni bırakmak zorunda kaldım. Babam, kalaycı yanına girip kalaycılık öğrenmemi istedi ama sanayi çarşısında büyüdüğüm için kalaycılığı çok basit meslek olarak görüyordum. Bir yıl kadar simit sattım. Simit satarken gittiğim okul önlerinde güzel elbiseler içinde, kravatlı, şapkalı öğrencilere imrenerek baktım hep. Kalaycılığa gitmememe kızan babam ortaokula gitmeme izin vermedi. Bunun üzerine bir gün sokaktan bulduğum birinden velim olmasını isteyerek sanat enstitüsüne kaydımı yaptırdım. Sanat enstitüsünü bitirdim fakat üniversite sınavlarını kazanamadım.

İş hayatının hemen hemen her alanında yer almışsınız. Bu tarihten sonra neler oldu hayatınızda?

Hayatımı değiştirecek gelişme 29 Ekim 1950’de gerçekleşti. Kiremit kalıbı üretmek için 500 liralık bir anlaşma yaptım. Henüz atölyem bile yoktu. İlk başlarda işi evde yaptım, daha sonra annemin arsası üzerine dükkân açtım. Tüm parayı malzemeye harcadığım için dükkânın üstünü kapatacak kiremit bile bulamadım. Üstü açık olan bu dükkânın duvarlarını ise arkadaşlarım yaptı. Dükkâna yağmur yağdığında giriş kapısının altına sığınırdım ıslanmamak için. Atölye boş görünmesin diye de babamın demirci takımlarını koymuştum sağa sola. 1951’de askerden gelen abimle birlikte çalışmaya başladık. İlkokulu bitirdikten sonra da küçük kardeşim katıldı aramıza. Kamyon ve biçerdöver tamirciliği yaptık. 1954’te saman makineleri de yaptık. 1955’te yedek subay olarak askere gittim. 1957’de askerden döndüğümde halamın kızından aldığım maddi destekle ilk torna tezgâhımızı aldım ve işleri büyüttüm.

1958’de, yurt dışında üniversiteye gidebilmek için tanıdığım bir Konya milletvekilinden yardım istedim. Yurt dışında bulunan bir arkadaşım beni okula kaydettirince, talebe dövizi çıktı ve 1958 yılında yurt dışına gittim. Dükkânı kardeşlerime bırakıp yurt dışına gidince işler bozulmaya başladı. Bir süre sonra okul harçlığı dahi gelmez olunca her fırsatta Türkiye’ye gelerek atölyede çalışmaya başladım.

Okulu bitirmeden mi döndünüz?

Evet. 1964’te memlekete dönmek zorunda kaldım. O yıllarda Aysen Kayhan ile yaptığım evliliğimin, bundan sonraki hayatımda çok önemli pozitif etkileri oldu. 1967 yılında ilk fabrikamızı açtık ve pres imalatına başladık. Fabrikanın projesini de kendim çizdim. İlk başta 50, ardından da 150 tonluk bir atölye presi yaptık ve seri imalata geçtik. Bir seferde 250 tane atölye pres kesiyorduk. Bugün bile kimse bir seferde 250 kadar atölye presi imalatına başlamaz. Binlerce pres yaptım ve Türkiye’de ilk defa seri halde hidrolik pres ürettim.  1969 yılında Konsantaş Döküm açıldı. Halka açık olan Konsantaş’ın yönetim kurulu başkanı seçildim. 1970-1975 yılları arasında Makine Kimya Endüstrisi’nin Türkiye’de ilk kez ürettiği Maksam greyderlerinin dişli pompalarını, hidrolik silindirlerini, hidrolik kumanda valflerini yaptık. Greyder parçalarının dışında top ve uçak mermisi yapan makineler de yaptık Makine Kimya Endüstrisine. MKE için 1984’te 150 mm’lik top mermisi imal eden 500 tonluk presler, gaz maskesi üretmek için presler, yaptık. Kayaş kapsül fabrikası için mermi doldurma presleri ürettik.

Bu arada hep kardeşlerinizle beraber mi çalıştınız?

Yurt dışında öğrenim gördüğüm dönemde çeşitli fabrikalarda çalışırken edindiğim bilgi ve prensipleri kendi işimde de uygulamak istedim ancak bu yüzden kardeşlerimle aramızda anlaşmazlıklar oldu ve 1985 yılında küçük, 1992 de büyük kardeşimle yollarımızı ayırdık. 1990’lı yıllarda da çeşitli presler yapmaya devam ettik. 1990’lı yıllar aynı zamanda demir çelik fabrikaları için hidrolik silindirler üretmeye başladık. Bununla birlikte demir çelik sektörü için yurt dışına ilk hidrolik silindir ihracatını 1992’de yaptık. İlk yurt dışı müşterimiz olan firma ile çalışmaya halen devam ediyoruz. 2000 yılından bu yana diğer üretimleri terk ederek sadece hidrolik silindir üretimine odaklandık. 2003 yılında şirketin yönetimini, çıraklıktan yetişmiş, ODTÜ İşletme Bölümü mezunu kızım Sevda Kayhan Yılmaz’a bıraktım. Üç kız torunum ve eşleri de bugün şirket bünyesinde çalışmaya devam ediyorlar. 3 kuşak bir arada çalışmak herkese nasip olmaz.

Kayahan A.Ş ile ilgili bilgi alabilir miyim? Üretim, yatırım, ciro, ihracat ve istihdam rakamları nedir ve hedefler nelerdir?

Kayahan, aile şirketi olmasının ve aileden üç kuşağın aktif olarak yönetimde olmasının yanı sıra çalışanlarında da aynı aileden üç neslin birlikte emek harcadığı bir grup. 230 kişinin çalıştığı büyük bir aile Kayahan. Şirketimizin önemli bir yanı bu kadar erkek egemen bir iş alanında olmasına rağmen orta ve üst kademede kadınların oldukça aktif olmaları. 1,8m çap veya 15m boya kadar honlama kapasitesi ile Kayahan A.Ş.’de üretilen hidrolik silindirlerin, ısıl işlemler hariç, NİCr kaplama, honlama, derin delik delme, kaynak gibi tüm üretim süreçleri kendi bünyesinde gerçekleştiriliyor. Çimento, maden, iş makineleri fabrikalarının özel hidrolik presleri, baraj kapağı silindirleri, limanlarda kullanılan yüksek kaldırma gücündeki vinçler, hidrolik pres silindirlerini üretiyoruz. 2017 yılı hidrolik silindir üretimimizin yüzde 81’i başta Avusturya, Almanya ve Fransa olmak üzere AB ülkelerine ihraç edildi. Türkiye’deki en büyük kapasiteye sahip hidrolik silindir üreticisi konumunda bulunan firmamız 21 bin metrekaresi kapalı olmak üzere 73 bin metrekarelik alanda faaliyetini sürdürüyor.

Girişimci ruhla başladığınız işiniz bugün Türkiye’nin en büyüklerinden biri haline geldi. İşe ilk başladığınızda bu noktaya ulaşacağınızı hayal etmiş miydiniz? Hedefiniz bu noktaya ulaşmak mıydı?

Çok daha büyük hayallerim vardı. Ortakların sadece işi değil, hayalleri de ortak olmalı. Ben kardeşlerimle ortaktım ama hayallerimiz ortak olamadı. Yaşadığımız bazı sorunlar yüzünden hayallerimin gerisinde kaldım ama nasip buymuş. Kayahan, şimdi hidrolik silindir alanında Avrupa’daki ilk üç firmadan biri oldu. Buna da hep hamd ederim.

Makine sektörünün gelişimine tanıklık eden bir sanayicisiniz, sektör hangi noktadan hangi noktaya ulaştı? Sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bu işe başladığımda makine üretimi yapamayan ülkemizde bugün makine sektörünün payı, toplam Türkiye ihracatı içinde yüzde 10 civarına yükseldi ve ikinci büyük sektör oldu. Küresel ölçekte rekabetçi olan Türk makineleri, yaklaşık 200 ülkede kullanılıyor ve Avrupa’nın en büyük makine imalatçısıyız. Türk makine sektörü, teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek kaliteli üretim yapıyor ve Ar-Ge’ye önem veriyor. Tasarım ve Ar-Ge merkezlerinin sayısı her geçen gün artması beni çok gururlandırıyor.

Sektör temsilcileri ve devlet, sektörün daha da iyi bir noktaya gelmesi için neler yapmalı?

Türkiye’den yapılan endüstriyel hidrolik silindir ihracatının yüzde 60’ına yakınını yalnız başına karşılayan bir şirket olarak, ülke ekonomisine yaptığımız katkının gururunu yaşıyoruz. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yeterince rekabet edebilmek, 2023 vizyonu içerisinde hedeflenen 500 milyar dolarlık ihracat hedefine gereken katkıyı üretebilmek için Konya’nın teşvik politikalarıyla daha fazla desteklenmesini bekliyoruz. Ayrıca ülke genelinde makine imalatının desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz çünkü makine üretimi kalkınmanın temel taşı. Firmaların Ar-Ge için akademik destek almaması önemli bir sorun. Türkiye yaygın olarak henüz teknoloji geliştiremiyor, sadece var olanı kullanabiliyor. Bu nedenle sanayi akademisyenlerle iş birliği içinde olmalı. Türk makine sanayisi teknoloji ve bilgiyi üretip satabildiği zaman dünya klasmanında ileri gidebilecek.

Girişimcilik denildiğinde sizler mi yoksa yeni nesil mi daha şanslı ve neden? Geçmişin ve günümüzün artıları, eksileri nedir?

Zamanların en iyisi, zamanların en kötüsü idi. Her dönem için söyleyebiliriz bunu. Bizim zamanımız yokluk zamanıydı ama aynı zamanda cesaret zamanıydı. Kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktu ve çalışmaktan başka çaremiz olmadığı için çok çalıştık, risk aldık ve başardık. Şimdi ise her tür teknolojik olanağa her yerden ulaşmamız mümkün. Daha eğitimli, daha bilgili, daha rahat ortamda büyüyen bir neslimiz var ama daha temkinliler. Öyle çok şeyleri var ki, hırsları kalmadı. Ülke ve aileler olarak gençlerimize hedef belirlemekte yardımcı olmamız ve onları daha iyiyi, daha güzeli istemeye teşvik etmemiz lazım.

Girişimcilik bir ruh olarak tanımlanır. İyi bir fikriniz olmasından öte bunu hayata geçirecek cesaret çok insanda bulunmuyor. Bir girişimci olarak siz hiç korkmadınız mı? Korktuysanız bunu nasıl yendiniz? Girişimcilere neler önerirsiniz?

Korku değil de risk dersek daha kolay anlayabilirim. Risk aldığım oldu ama tedbirini de aldım. Yılmaz bir çalışma azmim vardı. Her zaman sıfırdan başlamaya gücüm ve hevesim oldu. Biraz önce de dediğim gibi kaybedecek çok şeyimiz yoktu, onun için de daha cesurduk. Gençlerimize de çok çalışmalarını, zorluklardan yılmamalarını, daha iyiyi ve daha güzeli istemeye devam etmelerini tavsiye ediyorum.

Başarınızın altında yatan nedir?

Çalışmak, çalışmak, yine çalışmak. Hayatım boyunca korku ve yeter kelimelerini hiç kullanmadım. Kullananı da kınarım. Hep daha çok ve iyi için çalışmak, zorluklardan korkmamak ilkem oldu.

Başarınıza ailenizin katkısı nedir?

Ailemin bu süreçte hem desteğini hem de kösteğini gördüm. Önce kardeşlerimin, sonra da oğullarımın şirketten ayrılmaları bize çok kan kaybettirdi. Birlikte ve uyumla çalışmaya devam edebilseydik daha büyük ve güçlü bir grup olabilirdik. Gerçekleşmiş olanın en hayırlısı olduğuna inanıyorum. Bu nedenle her ne kadar büyük zorluklar içinde bu günlere geldiysek de şu anda birlikte çalışmaya devam ettiğimiz kızım ve torunlarımı bir arada tutmakta büyük pay sahibi olan eşim, o zorlu günleri atlatmamızda da en büyük desteğim oldu.

Yılların sanayicisi olması sebebiyle Türkiye’nin çok zor dönemlerine de tanıklık ettiniz.Bütün bu dönemlerden elde ettiğiniz bilgiyle genç sanayicilere neler önerirsiniz? Başarıya giden yolda neler yapmaları lazım?

Çok zor dönemler ve bunlardan alınan çok dersler var, hangi birini anlatayım. Bana göre en önemlisi, kalıcı olabilmek için bilgi ve teknolojiyi geliştirmeye, araştırmaya ve öğrenmeye hiç durmadan devam etmek gerektiği. Bu sayede, zor zamanlarda mevcut bakış açınızı ve hedeflerinizi kolaylıkla değiştirip, yeni pazar ve ortamlara yelken açabilirsiniz. Her kriz bir fırsat. Bu fırsatları, bilgi ve çalışma olmadan fark edebilmemiz ve kullanabilmemiz mümkün olmazdı. Bu nedenle, eğitim, bilgi ve teknoloji en fazla önem verilmesi gereken unsurlar. Bir de çalışmak, hep çalışmak tabii. Ayrıca, dürüst ve doğru olmaları lazım. Yalan-dolan, sanayicinin mesleğine de kendine de yakışmaz.

 

Makine İmalatçıları Birliği (MİB) hakkındaki düşünceleriniz nedir? Daha iyi çalışmalar yapılması için neler önerirsiniz?

Kızımdan çok dinliyorum MİB’in çalışmalarını, çok da beğeniyorum. Yerli sanayiye gönül vermelerini özellikle, yerli üreticiyi koruma çabalarını. Sanayicilerimizin işlerini milli duygularla yaptıklarına inanıyorum. Sanayici olmanın tek zevki, sanayide ve ekonomide istiklal savaşı yapıyor olduğumuzun inancıdır. Bunun dışında bir de karnımızı doyuruyoruz. Yoksa çok sıkıntılı, stresli ve zor bir iş. Ancak, milli bir hizmet yaptığına inandığında bu zorluklarla baş edebiliyorsun. Bu aşk ile canımızı bile vermeye hazırız. Sanayicilerimize ne yapılsa az. Bütün sorunların temelinde eğitim yetersizliği ve verimsizlik yatıyor. Her isteyen hiçbir asgari şartı sağlamakla yükümlü olmadan makina imalatçısı olarak iş kurabiliyor. Makine imalat sanayimizin geniş bir bölümü alaylıdır. Bu durumu, geliştirmemiz gerekli. Maalesef sektörümüzde böyle bir gelişimin sağlanabileceği kısa süre de 2-3 yıl değil. Bu gelişme sağlanamaz ise imalatını yaptığımız mamullerin katma değeri hep düşük kalacak, sistem imalatına geçemeyeceğiz, müşteri bağlılığını daha uzun süre sağlayamayacağız ve rekabet sürekli fiyat bazında yaşanacak

Paylaş