“Müteşebbis olarak gözüm arkada kalmadı, hedeflerime ulaştım”

79

Avrupa’da üretilen makineleri 1970’li yıllarda Türkiye’de üreterek değirmen makineleri sektöründe çığır açan Değirmen Makina’nın kurucusu Mehmet Enver Ataseven, girişimcilik ruhuyla kendi sektöründe Avrupa ile aramızdaki 60 yıllık mesafeyi kapattı.

Gaziantep’in “efsane ustası” Değirmen Makina’nın kurucusu Mehmet Enver Ataseven sanayi yolculuğunda yaşadığı deneyimlerini MİB Dergisi okurlarıyla paylaştı. Türkiye’de un makinelerini ahşaptan metale ilk uyarlayan isim olan Mehmet Enver Ataseven, Türk sanayisinin ekonomik krizler gölgesinde geliştiğini hatırlatarak, “Bu durum bize birçok deneyim kazandırdı. Önemli olan içinde bulunduğu olumsuzlukları avantaja çevirebilmeyi becerebilmek” dedi. Zorunlu sınavlarda mecburen ezber bozmak gerektiğine vurgu yapan Ataseven, krizlerde her zaman hızlı karar veren ve risk alanın çok daha güçleneceğinin unutulmaması gerektiğini söyledi. Belirlediği hedeflere ulaşmış ve kendi sektöründe çığır açmış, dünyada söz sahibi bir sektörün oluşumunda öncülük eden bir müteşebbis olarak gözünün arkada kalmadığını söyleyen Ataseven, girişimcilik, makine sektörünün bugünü ve geleceği ile ilgili sorularımıza şu yanıtları verdi.

Hayat hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız? Neler yaşadınız? Hayatınızın dönüm noktaları nelerdi? Sanayiciliğe nasıl adım attınız?

Tabii ki. 5 yaşındayken babamı kaybettim. Babamın vefatı benim için dönüm noktası oldu ve hayata o yaşta atılmak zorunda kaldım. Annem çok genç olduğu için aile baskısı nedeni ile ikinci defa evlenmek zorunda kaldı ve bende babalığımın yanında çalışmaya başladım. Bir süre sonra okula başladım. Sanat okulunu bitirene kadar değirmen makineleri yapan marangoz ustasının yanında çalışıyordum. Eve gelirken de babamın yanına uğrayıp ona yardım etmeye çalışırdım. Okul bittikten sonra Halep’ten gelen Ermeni ustaların yanında fabrika montaj işlerinde çalışmaya başladım. Türkiye’de ve Halep’te, Ermeni ustalarla birçok montaj işleri yaptım. Bu arada kendime küçük bir atölye kurdum. Yanında çalıştığım Ermeni ustam beni Almanya’ya götürdü ve bir süre çalıştıktan sonra Gaziantep’e gelip kendi işimi geliştirmeye karar verdim.

Değirmen Makina ile ilgili bilgi alabilir miyim? Üretim, yatırım, ciro, ihracat ve istihdam rakamları nedir ve hedefler nelerdir?

1953 yılında kurduğum küçük bir atölye ile işe başladım. O tarihte, sanayi gelişmemişti. Bir iki makine dışında un fabrikalarının tüm makineleri ahşaptan imal ediliyordu. Türkiye’de, değirmen makinelerini ahşaptan metale ilk kez ben uyarladım ve uzun süre değişik makineler imal ettim. Üretimde kullandığımız bazı makineleri de kendim imal ettim. 1970’li yılların sonuna doğru Almanya’da üretilen makineleri Türkiye’ye getirerek aynısını imal etmeye başladım ve sektörde bir çığır açtım. O tarihte, kendi sektörümüzde, Avrupa ile aramızdaki en az 60 yıllık mesafeyi kat ettim. Bugüne geldiğimizde, Gaziantep OSB’de 40 bin m2 üzerinde, 16 bin m2’si kapalı alanda 80’in üzerinde ürünü, seri şekilde imal ediyoruz. Değişik branşlarda 6 mühendis, 13 beyaz yakalı ve 80 civarında mavi yakalı personelimiz var. 22 ülkeye ihracat yaptık, bugüne kadar 400 civarında fabrika kurduk ve 631 bin civarında makine ürettik.

Girişimci bir ruhla başladığınız sanayi yolculuğunuzda istediğiniz hedeflere ulaşabildiniz mi?

Girişimci yani eski adı ile müteşebbis diyelim. Gerçek bir müteşebbisin her zaman hedeflerine ulaşabileceği inancındayım. Çünkü bu ruhla hareket eden bir insan kendisine sürekli yeni hedefler belirler ve belirlediği yeni hedeflere doğru tekrar harekete geçer. İyi bir müteşebbis, bu döngüyle yeni arayışlar içinde olur. Bu soruyu genel anlamda ifade etmemi istiyorsanız, belirlediğim hedeflere ulaşmış ve kendi sektöründe çığır açmış, dünyada söz sahibi, bir sektörün oluşumunda öncülüğünü yapan bir müteşebbis olarak gözüm arkada kalmadı.

Girişimcilik açısından bakıldığında sizler mi yoksa yeni nesil mi daha şanslı ve neden? Geçmişin ve bugünün artı ve eksileri neler sizce?

Sanırım yeni kuşaklar daha şanslı. Bizim zamanımızda imkanlar kısıtlı idi. Şimdi ise bilgisayar teknolojisinin her şeye müdahil olduğu bir çağda yaşıyoruz. Girişimci olarak, pazarın herhangi bir ihtiyacını belirleyerek, tecrübe ve bilgi birikimi ile o ihtiyacı pazara sunmaya çalışan kişinin, teknoloji sayesinde dünyanın her yerine ulaşarak pazar ve ürün ile ilgili bilgi edinmede daha şanslı olduğunu düşünüyorum. Bu durum, girişimcilerin yeni kuşaktan oluşabileceğini düşünerek, bir yanılgı içerisine girmemize neden olmasın. Ben yalnızca imkanlarının daha fazla olduğu anlamında düşüncelerimi paylaştım.

Türk sanayisi ekonomik krizlerin gölgesinde büyüdü. Bu noktada girişimci ruhların cesaretleri çabuk kırılabiliyor. Siz bu ekonomik krizleri nasıl aştınız? Genç girişimcilere geçmişten edindiğiniz tecrübelerle krizlerden çıkış için neler önerirsiniz? Başarıya giden yolda nasıl bir yol izlemeliler?

Doğru söylüyorsunuz. Türk sanayisi birçok ekonomik krizin gölgesinde büyüdü. Fakat krizler konusunda birçok deneyimler de kazandı. Önemli olan içinde bulunduğu olumsuzlukları avantaja çevirebilmeyi becerebilmek. Biz krizlerde, şirketimizin maliyetlerini düşürerek, biraz savunmaya geçeriz. Huzursuz olacağımıza, tedbirli olmayı her zaman kazanımların başlangıcı olarak görürüz. “Kurt buğulu havayı sever” derler. Kriz döneminde buğulu havalar çok önemlidir. Bu dönemlerde, yatırım yapmaktan hiç çekinmedik. Tedbirli olmak konusunda değil, aynı zamanda öngörü ve analiz konusunda da geçmişe kıyasla, çok daha üst konumda olacağımıza inancımız tam. Bu zorunlu sınavda mecburen ezber bozmak lazım. Gençlerin bilinçli, aklıselim düşünerek her şeye bambaşka bir gözle bakarak, risk alması gerekli. Korkak, risk almaktan çekinen girişimciler ilk etapta mevcudu koruduklarını zannetseler de kaybetmeye veya küçülmeye mahkûm olur. Krizlerde her zaman hızlı karar veren ve risk alanın çok daha güçlü olacağını unutmayalım.

Türkiye sanayisine ve makine sektörünün gelişimine tanıklık eden bir sanayicisiniz, bu noktada makine sektörünün dünü ve bugününü değerlendirebilir misiniz?

1960’lı yıllarda, Türkiye’de sanayi yok denecek kadar azdı. Yokluğun olduğu ülkemizde, dışa bağımlılık had safhadaydı. Makine yapmak ve gerekli hammaddeleri temin etmek imkânsız gibi bir şeydi. Günümüzde, her şeyin var olduğu koca bir ülkede yaşıyoruz. Ülke olarak doğal ve beşerî büyüme sınırımıza henüz ulaşmadık. Rahmetli Özal döneminde, ivme kazanan özel sektörlerin çoğu yurt dışına açıldı ve uluslararası alanda rekabet etmeye başladı. Sanayi üretimini ve ihracatı öğrenen özel sektör firmaları, katma değeri yüksek, ileri teknoloji ürünler üretmek zorundalar. Bu konu ülkemizin geleceği için büyük önem arz ediyor.

Sizce sektör temsilcilerinin ve devletin, makine sektörünün daha iyi noktaya gelmesi için neler yapması gerekli?

Öncelikle, birkaç defa sektör temsilcilerini bir araya getirebilmek için çok çaba sarf edildi. Her defasında başarısız olundu. Son olarak yeni bir dernek kurularak, sektör temsilcilerini bir araya getirebilmek için ilk adım atıldı. Derneğe birçok firma henüz üye olmadı. Zamanla icraatlara bağlı olarak üye sayısında artış olacağına inanıyorum. Dernek yönetimi, adaletli kararlar alarak, tarafsız olarak sektör temsilcilerini bir araya getirmesi ve protokol nezdinde üyeleri temsil etmesini arzu ediyoruz. Dünyadaki gelişmiş ülkelere bakıldığında, sanayi üretimi ve ihracatı ile büyüdüklerini görüyoruz. Devletin, öncelikle yapması gereken makine imalat sektöründe, ithalatı kısıtlaması gerekir. Bu yerli makine imalatçılarının önünü açar. Makine sanayinin, Ar-Ge ve Ür-Ge ile desteklenmesi noktasında vergisel destekler ve hibe destekleri ile özel sektörün önünü açması gerekli. Üniversitede, öğretim görevlilerinin, periyodik olarak özel sektörlerle istişare içinde olmalarını zorunlu kılınmalı. Aynı şekilde, özel sektörlere de danışmanlık alma zorunluluğu getirilerek, üniversite sanayici iş birliğinin önünü açarız. Bu gelişmeler sonunda, firmaların veri tabanını oluşturup, hangi firmada daha başka neler yapılabileceğini, eksik yanlarının hangi firma ile tamamlanabileceğini ve ortaya çıkan tablo ile neler üretebileceğimizi, devlet nezdinde üniversiteler aracılığı ile tespit etmemiz gerekir. Genel manada, bundan sonra yapılması gereken “katma değeri yüksek, ileri teknoloji ürünler üretmek”.

Başarınızın altında yatan nedir?

Başarının altında yatan en önemli unsur, vizyondur. Vizyon sahibi insan dürüst olur. İş hayatım boyunca en önem verdiğim konuların başında, iş ortaklarımızla güvene dayalı ve uzun süreli ilişkiler kurmaya özen göstermek geliyor. Bu ilişkiler sayesinde, her koşul altında, iş ortaklarının yanında yer alan, onlara özel esnek çözümler geliştiren bir tedarikçi olmaya özen gösterdim.

Başarınıza ailenizin katkısı nedir?

Ailem her zaman benim yanımda idi. Başta eşim olmak üzere benim ailem en büyük gücüm. Malum iş adamı iki evlidir. Birisi eşi diğeri işi… Ben her zaman ikisini bir arada denge içerisinde götürmeye çalıştım. Sürekli seyahat halinde geçen, yoğun bir tempo içindeydim. Bu süre zarfında, eşim ve çocuklarımın, her zaman benim yanımda durduklarını hissetmek, apayrı bir duygu ve güç. Allah herkese öyle bir eş nasip etsin.

Makine İmalatçıları Birliği (MİB) hakkındaki düşünceleriniz nedir? Daha iyi çalışmalar yapılması için önerileriniz nelerdir?

Günümüzde sivil toplum kuruluşları, toplumları yönlendiren, çalıştıran, birlik beraberliğin bir güç teşkil ettiği, topluluk veya temel faktör olarak görülüyor. Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının (STK), gelişmiş ve sanayileşmiş toplumlardaki, etkinlik düzeyine sahip olduklarını düşünmüyorum. Gelişmiş toplumlarda, STK’lar toplumda itici güç olarak önemli bir role sahip. Türkiye’de STK’ların yapısının zayıf olmasının altında yatan en büyük etkenlerden biri, STK üyelerinin veya üye adaylarının, birlikte var olacak olan gücü algılayamamaları veya egolarından dolayı çeşitli mazeretler uydurarak eksenden uzaklaşmaları. Bu durumda, STK yöneticilerinin maddi bir beklenti içinde olmadan, tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak, aldıkları bayrağı taşınması zorlaşıyor. Bu anlamda bize düşen görev, MİB’in vefası için derneğimize ve başta bulunan yönetime sahip çıkmalıyız. MİB, takip ettiğim kadarıyla, üye ve ülke menfaatlerini çıtanın üstünde tutarak, yoğun, aktif ve başarılı şekilde çalışmaların yürütüyor. Sektörel komisyonların kurulmasıyla, sektörde bir araya gelemeyen firmaların birliği, dayanışması, daha da ötesi güçlerini birleştirerek daha büyük firmaların var olmasına vesile olacağı inancındayım. Son dönemde, daha başarılı çalışmalar yürütüldüğü gibi yeni üyelerin katılımı ve protokol nezdinde yürütülen lobi faaliyetlerine çok önem verilmesi, MİB’i daha da güçlendireceğini düşünüyorum.