“Mesleğin erkeği, kadını yok, önemli olan yetkinlik”

126

Sarmak Makina Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Makina İmalatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Saracoğlu Özer, mesleğin erkeği ya da kadını olmadığını, önemli olanın kişinin yetkinliği olduğunu söyledi. Özer, ayrıca sektördeki kadınların da erkekleşerek değil, kendilerine özgü özelliklerini kullanarak başarıya ulaşabileceğini vurguladı.

MİB Dergisi’nin “Sektörümüzün Başarılı Kadınları” bölümünde Sarmak Makina Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Makina İmalatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Saraçoğlu Özer’i ağırladık. Makine sektörünün bugünü ve yarını, Türkiye’de ve makine sektöründe kadın olmak, sorunlar ve çözüm önerilerini konuştuk. Meslek hayatında hiçbir zaman kadın, erkek ayrımı yapmadığını söyleyen Özer, “Mesleğin erkeği ya da kadını olduğunu düşünmüyorum. Önemli olan yetkinlik” diye konuştu. Kadınların çalışma hayatında en çok anne olduktan sonra zorluk yaşadığına da dikkat çeken Özer, bu geçiş döneminde kadınlara daha destekleyici davranılmasını, bunun kadınları iş hayatında daha katılımcı olmalarını sağlayacağını belirtti. Makine sektörünün sorunlarını da merdiven altı üretim ve haksız rekabet, ölçek, nitelikli teknik eleman temini, ara mallarda dışa bağımlılık ve finansman olarak sıralayan Özer, üretime, sanayiye ve özellikle de makine sektörü gibi katma değeri yüksek sektörlere odaklanıp, konunun tüm bileşenleri ile strateji geliştirilmesi ve sorunların teker teker çözülmesi gerektiğini aktardı. Özer, sorularımız şöyle yanıtladı.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Aslı Saracoğlu Özer kimdir?

1969 Ankara doğumluyum. Ancak tüm çocukluğum ve gençliğim Adana’da geçti. Adana Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra ODTÜ Ekonomi bölümünde okudum. Daha sonra şimdi Ekonomi Bakanlığı’na, o zamanlar Başbakanlığa bağlı olan Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü’nde Hazine Uzman Yardımcısı olarak çalışmaya başladım. Buradan, 4,5 yıl çalıştıktan sonra Hazine Uzmanı olarak ayrıldım. Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda çalışırken bir yandan da Bilkent Üniversitesi MBA (İşletme Yüksek Lisansı) Programını tamamladım. 1997 yılında aile şirketimiz Sarmak Makina’da çalışmaya başladım. Sırasıyla Kalite Kontrol, Finansman, Pazarlama, Satış bölümlerinde çalıştıktan sonra önce Genel Müdür Yardımcısı, 2013 yılından bu yana da Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak çalışıyorum. 2016 yılından beri Makine İmalatçılar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görev yapıyorum.

Firmanız Sarmak Makina Kompresörü tanıyabilir miyiz?

Sarmak Makina, Türkiye’nin hava kompresörleri konusunda 44 yıllık deneyimiyle en köklü birkaç firmasından biri. 1975 yılında babam merhum Turgay Saracoğlu ve amcam Kemal Saracoğlu tarafından Adana’da kuruldu. İlk 5 yıl radyasyon tipi kalorifer kazanları ve piston pompalı hidrofor üretimi yaptıktan sonra 1980 yılında pistonlu hava kompresörü üretimine başladı. 1988 yılında Alman Mannesmann Demag lisanslı olarak vidalı hava kompresörü üretimine başlandı. İlk ihracatımız 1990 yılında gerçekleşti. 2008 yılından bu yana Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesindeki fabrikamızda pistonlu ve vidalı hava kompresörleri üretimimiz devam ediyor. Genel Merkezimiz Adana’da, Ankara, İstanbul, Bursa ve Denizli’de de satış ve servis hizmeti veren şubelerimiz bulunuyor. Üretimini gerçekleştirdiğimiz pistonlu ve vidalı hava kompresörlerinin dışında yağsız ve seyyar vidalı hava kompresörleriyle ilgili temsilciliklerimiz var. Ayrıca Güney Kore Hanwha Power Systems Turbo Kompresörlerinin de (eski Samsung Techwin) 2001 yılından bu yana Türkiye temsilciliğini yürütüyoruz. Kısacası hava kompresörleriyle ilgili müşterilerimizin tüm ihtiyaçlarını kapsayacak geniş bir ürün yelpazesine sahibiz. Sarmak Makina olarak sanayiye sadece kompresör tedarik ederek değil tüm basınçlı hava sisteminin kurulumu için bir çözüm ortağı olarak hizmet vermeye çalışıyoruz. Kompresörümüzü kullanmayan işletmeler için de basınçlı hava sistemlerinin verimliliğini ölçerek mühendislik hizmetleri veriyor ve iyileştirici çözümler öneriyoruz. 2010 yılında biten lisans anlaşmamızdan sonra ivme kazanan ihracatımızla bugün Sarmak kompresörleri 30’u aşkın ülkede kullanılıyor. Rahmetli babam Turgay Saracoğlu’nun tutkuyla, yıllarca emek verdiği Sarmak Makina, 2013 yılından bu yana kardeşim Murat Saracoğlu ve benim yönetimimde, ekibimizle birlikte devam ediyor.

Firmanızla ilgili kısa, orta ve uzun vadeli ciro, ihracat, yatırım ve istihdam hedeflerinizi öğrenebilir miyiz?

Hava kompresörü sektörü dünyada da sürekli büyüyen bir sektör çünkü basınçlı havanın kullanımı sanayide sürekli artıyor. Basınçlı hava kullanımının verimliliği enerji verimliliği açısından artık fabrikalar için çok önemli bir hale geldi. Sarmak Makina olarak vizyonumuz da kendimizi Basınçlı Hava Uzmanı olarak konumlandırıp sanayideki basınçlı hava kullanımı verimliliğini artırmak için çalışmalar yapmak. Bu çalışmaların içinde, ürettiğimiz hava kompresörlerini en verimli hale getirecek şekilde Ar-Ge çalışmaları yapmak, fabrikalardaki basınçlı hava verimliliğini artırmak için ölçümler yaparak çözüm önerileri sunmak sayılabilir. Ayrıca yine Ar-Ge çalışmalarıyla daha önce üretimini yapmadığımız daha niş kullanımda olan kompresör üretimleri için de projelerimiz devam ediyor. İhracat pazarı için de orta vadede bu niş kompresörlerle daha katma değerli satışlar yapacağımızı düşünüyoruz. Diğer önem verdiğimiz konu olan satış sonrası hizmetlerimizi de daha mükemmel hale getirmek için Ar-Ge çalışmalarına devam ediyoruz. Bu konudaki yatırımlarımız sürüyor. Orta Asya, Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika’daki mevcut ihracat pazarlarımızda güçlenmek ve yeni ihracat pazarlarını eklemek ve Avrupa’da bir temsilcilik açmak orta vadeli planlarımız arasında yer alıyor.

Türkiye’de iş hayatında kadın olmakla ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyim?

24 yaşından beri iş hayatında yer almaktayım.26 yıllık bu süre içerisinde kadın olmaktan dolayı karşılaştığım bir zorluk olduğunu söyleyemem. Zaten sizin kafanızda da kadın-erkek ayrımı olmayınca karşı taraf da size bunu hissettiremiyor diye düşünüyorum. Ancak Anne olmaktan dolayı çocuklarımın küçüklük dönemlerinde zorluklar yaşadım. Türkiye’de benim çevremde de gördüğüm kadarıyla kadınlar genellikle anne olduktan sonra iş hayatına devamda zorlanıyorlar. Özellikle ikinci çocuktan sonra bu daha da zorlaşıyor. Türkiye’deki iş hayatının annelerin bu geçiş dönemlerinde daha destekleyici ya da firmalarda part-time iş olanakları sağlandığı takdirde, iş hayatına daha katılımcı olacaklarını düşünüyorum. Mesleğin kadını erkeği yoktur, önemli olan yetkinliktir. Sarmak’ta da bu yönde çalışan seçimi yapıyoruz. İşe uygun eğitimini almış, yetenekli kadın çalışanlarımız gün geçtikçe artmakta. Hatta şu anda Sarmak’ta birçok kilit pozisyon kadınlara emanet.

Makine gibi erkeklerin ağırlıkta olduğu bir alanda kadın olmak nasıl? Dezavantajları ve avantajları nedir?

Makine sektöründe çalışmaya başladığımdan bu yana, açıkçası “bu sektör erkek ağırlıklı, acaba bana uygun mu, yapabilir miyim” diye hiç aklımdan bile geçirmedim. Sadece yapacağım işe odaklandım ve çalıştım. Tabii çok küçük yaşlarımdan bu yana da aile olarak işin içinde yer aldığımızdan, çok benimsediğim, sürekli içinde yaşadığım bir sektör makine sektörü. Çalışanlarınız ve iş yaptığınız kişiler size insan olarak saygı gösterdiğinde kadın-erkek ayrımının bir önemi de kalmıyor açıkçası. Bu sektöre başladığım 1997 yılından bu yana da kadın çalışan sayısının giderek arttığını ve normal karşılandığını görüyorum. Ben makine sektöründe kadın olmanın her zaman avantaj olduğunu düşündüm. Çünkü kadın bakış açısının sektöre farklılık getireceğine inanıyorum. Bu sektördeki kadınların erkekleşerek değil, tamamen kendilerine özgü özelliklerini kullanarak başarıya ulaşabileceklerini düşünüyorum. Kadınların özellikle iletişim, estetik, organizasyon, detaylara önem verme, empati gibi gelişmiş doğal yeteneklerinin her sektöre olduğu gibi makine sektörüne de çok fayda sağladığına inanıyorum.

İş hayatında yer almak isteyen, girişimci kadınlara neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle sevdikleri bir konuda çalışmalarını tavsiye ederim. Ayrıca uzmanlaşmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle sevdikleri bir konuda sebat edip, o konunun uzmanı olmalarını öneririm. Sevdikleri konuyu da üniversite ve hatta lise çağlarında staj, kısa dönemli çalışmalar ile keşfetmeleri çok iyi olacaktır. Tabii ki diğer önemli konu da birlikte çalıştığınız ekip. Doğru işi, doğru kişilerle yapıp, onları iyi motive ettiğinizde başarı geliyor. Çalıştığınız kişileri ve kendinizi sürekli eğitip, güncel tutmanız da gerekiyor. Çünkü iş hayatı sürekli değişiyor, rekabet gün geçtikçe artıyor ve sizin ve çalışanlarınızın da güncel bilgilere sahip olması, dünyayı takip etmesi şart. İş hayatında, daha önce de söylediğim gibi anne olarak yer almak gerçekten çok kolay bir iş değil. O yüzden özellikle çocukların küçük olduğu dönemlerde bu zorluklara sabredilmesi ve çaba gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda babaların da desteği çok önemli tabii ki. Eşimin bu dönemlerde bana desteği çok oldu. Ne iş hayatı tamamen erkeklere ait, ne de ev ve çocuk işleri tamamen kadınlara ait, her alanda tüm sorumluluklar paylaşılmalı. İş hayatı, özellikle de kendi işiniz ise zaman zaman çok stresli olabiliyor. Bu stresten kendinizi bilinçli olarak korumayı ve kurtulmayı öğrenmeli, iş ve ev dışında mutlaka kendinizi besleyecek bir hobi edinmelisiniz. Bu tip aktiviteler iş hayatında insanın yaratıcılığını da artırıyor ve daha olumlu bir bakış açısına sahip olmasını sağlıyor.

Makine sektörünün sorunları neler ve sizce bu sorunlar nasıl çözülebilir?

Makine sektörünün en önemli sorunları olarak merdiven altı üretim ve haksız rekabet, ölçek, nitelikli teknik eleman temini, ara mallarda dışa bağımlılık ve finansmanı sayabilirim. Aslında bu sorunlar sadece makine sanayinin değil sanayide birçok sektörün de sorunu. Asıl mesele üretime, sanayiye odaklanıp, özellikle de makine sektörü gibi katma değeri yüksek sektörleri mercek altına alıp, odaklanıp ve tüm sektör bileşenleri ve ilgili tüm Bakanlıkların koordinasyonuyla bir strateji geliştirip sorunları teker teker çözmek. Özellikle eğitim konusunda makine sektörü için uzun vadeli bir planlama yapılması gerekiyor. Şimdiden ileride ne kadar teknik eleman, yazılımcı, mühendis gerekeceğini planlayıp ona göre ileride sektörün bu elemanlar konusunda yaşayacağı sıkıntıların önüne geçilebilir.

Türk makine sektörü geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sizce sektörün daha iyi noktalara gelmesi için hem sektör temsilcilerinin hem de devletin neler yapması gerekiyor?

Türk makine sektörü, bizden önceki neslin büyük fedakarlıklarla, yokluklar içinde, çok emek vererek kurdukları bir sektör. Son döneme baktığımızda da Türk makine sektörü 2001 yılında yüzde 27 olan ihracatın ithalatı karşılama oranını 2018 yılında yüzde 64’e getiren, 2005 yılında 5 milyar dolar olan ihracatını, 2018 yılında 17 milyar dolara çıkartan, bugün Avrupa ülkeleri ve ABD başta olmak üzere yaklaşık 200 ülkeye ihracat gerçekleştiren bir sektör. Bugün tüm ihracatımız içindeki payı yaklaşık yüzde 10. Son 15 yıldaki gelişimi açısından dünya sıralamasına giren bir sektör. Bugün Türkiye olarak Avrupa’da 6’ncı büyük makine üreticisi konumundayız. Tüm bu güzel gelişmelerin yanı sıra Türk makinesinin kg başına ihracat değeri ortalama 6,5 dolar. Bu değer Almanya için 21,3, ABD için 23,2, Japonya için 18,3, Çin için 12,9 dolar seviyesinde. Bu rakamlardan hem ülke markasının değerinin önemini hem de teknolojik ürünlere yatırımın önemini anlayabiliriz. Devletin makine sektörü stratejisi olarak, makine üretiminde Ar-Ge’ye ve eğitime verilen payı artırarak yüksek teknoloji ürünlerin üretimine odaklanılmasını sağlamalı diye düşünüyorum. Katma değeri yüksek olmayan makinelerle yurt dışı piyasalarda rekabet etmek uzun süreli olamaz. Ülke markası da siz ne kadar teknolojik ve kaliteli ürün yapsanız da fiyatınızı etkileyen bir faktör. Bu konuda devletin ciddi çaba göstermesi gerekiyor. Yurt içinde de MİB olarak da çok dile getirdiğimiz, yurt içindeki teşviklerin sadece yerli makinelere verilmesi sektörün gelişimi açısından çok faydalı olacak.

Biraz da aile yaşantınız, hobileriniz, kişisel hedeflerinizden bahsedebilir misiniz? İş yerinin dışındaki Aslı Saracoğlu Özer neler yapar?

17 ve 14 yaşlarında 2 oğlum var. Onların boş vakti olduğunda, ki onlar hepimizden yoğunlar bu yaşlarda, onlarla vakit geçiriyoruz ailece. Her hafta mutlaka yoga ve yürüyüş yapmaya vakit ayırıyorum. Ayrıca psikolojiye çok ilgim var eskiden beri. Bu konuyla ilgili seminerlere, eğitimlere katılıyorum sık sık. Düzenli kitap okumaya da özen gösteriyorum. Yazın da ailece değişik ülkelere seyahat etmeyi çok seviyoruz.

Eğer makine sektöründe olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?

4,5 yıl Hazine Müsteşarlığı’nda çalıştım belirttiğim gibi. Kamu sektöründe belki bir süre daha çalışırdım ama ondan sonra özel sektörde finans sektöründe çalışırdım sanırım.

Siz aynı zamanda Makine İmalatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yürütüyorsunuz. Bu noktada MİB’in amacı, hedefleri ve bu hedeflere ulaşmak için yürütülen çalışmalarla ilgili bilgi verebilir misiniz?

MİB 1990 yılında kurulmuş, makine sektörünün en eski, en köklü sivil toplum kuruluşlarından. Kuruluş amacı devlet kurumlarıyla, üyeleri arasında köprü görevi görmek ve sektörün sorunlarını iletmek. Tabii bunun yanı sıra, sektörde üyeler arası iletişimin ve iş birliklerinin sağlanması için sosyal ortamlar yaratmak, sektörle ilgili fuarlara üyelerin daha uygun koşullarda katılımını sağlamak, bu fuarlarda üyelere destek olmak, sektörle ilgili gelişmeleri ve mevzuatı üyelere duyurmak, uluslararası kuruluşlarda ülkemizi temsil etmek gibi görevleri de var. Bu dönemde Başkanımız, Yönetim Kurulumuz, Genel Sekreterimiz ve ekibimizle birlikte çok uyumlu ve özverili, dolu dolu bir çalışma dönemi geçirdik. Ekonomi, Ticaret, Sanayi ve Teknoloji Bakanlıkları yetkililerine çok sık ziyaretler gerçekleştirdik ve sorunlarımızı ilettik. Bu ziyaretlerin sonucunda birçok sorunla ilgili farkındalık sağladık ve bazılarını da çözüme ulaştırdık. Örneğin Uzak Doğu makinelerinin büyük bir kısmına İlave Gümrük Vergisi getirilmesini sağladık. Bu çalışma sektörde çok olumlu karşılandı. Birliğimiz altında 29 alt sektör bulunuyor. Her alt sektörün de ayrı sorunları mevcut. Bu nedenle sektörel komiteler kurulmasına karar verildi ve bu konuda da birçok çalışma yapıldı. Örneğin benim de içinde bulunduğum ve çalışmalarını yürüttüğüm Hava Kompresörleri, Kurutucuları ve Ekipmanları Komitesi ile sektörün sorunlarını belirleyip, çözümleri için önemli adımlar attık. Sektörün en önemli problemi olan merdiven altı ürünlerin denetimi için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ortak bir çalışma yaparak denetimlerin başlamasına önayak olduk. Sektör için çok önemli olan bir ölçüm laboratuvarı kurulması için TSE ile görüşmelere başladık. Satış Sonrası Hizmetlerin düzenlenmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile çalışmalar yaptık. Sektör olarak bir araya gelince ne büyük bir güç oluştuğuna ve sorunların çok daha kolay ve hızlı çözüldüğüne tanık olduk. Bunların dışında bu dönemde MİB Dergisi’ni çıkartmaya başladık. Bu dergide de özellikle üyelerimizin tecrübelerine, başarılarına yer vererek, üyelerin birbirlerini daha iyi tanımalarını ve tecrübelerinden faydalanmalarını amaçladık.

MİB’in hedeflerine ulaşması için sizin çabalarınızın yanı sıra sektörden beklentileriniz nedir? Sektörden ne tür destekler bekliyorsunuz?

MİB’in hedeflerine ulaşması için üyelerin faaliyetlere katılımı çok önemli. Özellikle sektörel komitelerde aktif katılım olduğu takdirde gerçekten büyük güç oluşuyor ve sorunların çözümü çok kolaylaşıyor. Bu tip çalışmalarda piyasadaki rekabeti ve çekişmeleri bir yana bırakıp, ortak sorunlara odaklanmak çok önemli. Sektörün gelişimi ancak böyle sağlanabilir diye düşünüyorum.