“Güven endeksleri toparlanma eğiliminde ancak hâlâ zayıf”

5

Geçen yılın üçüncü çeyreğinde büyüme çeyrek dönem bazında yüzde 1,1 daraldı. Son çeyreğe ilişkin veriler, bu eğilimin son çeyrekte de devam ettiğini gösterdi. 2019’un ilk çeyreğine yönelik öncü göstergeler ise yeni açıklanıyor. Mevcut veriler değerlendirildiğinde, yavaşlamanın 2019’un ilk aylarında da devam ettiğini söylemek mümkün. Güven endeksleri tarafında üç aylık ortalama veriler, beklentilerin geçen senenin son çeyreğine kıyasla toparlandığını ancak hâlâ zayıf seyrin devam ettiğini gösteriyor. Mevsimsellikten arındırılmış reel kesim güven endeksinin üç aylık ortalaması, şubat ayında 96,6 seviyesinde gerçekleşti. Bu seviye, Ekim’de görülen 90,8’den beri üretim tarafının ekonomik gidişata olan güveninde bir parça toparlanma olduğunu göstermesi açısından olumlu değerlendirilebilir. Ancak 90,8 seviyesinin, 2009’dan bu yana görülen en düşük seviye olduğunu hatırlatmakta fayda var. Alt endekslere bakıldığında artış gösteren önemli bir endeksin gelecek üç aya ilişkin ihracat siparişleri tarafında olduğu görülüyor. Bu durum, son ihracat gelişmeleri ile de uyumlu. Fakat ihracatımızın yarısını satın alan Avrupa ülkelerindeki son gelişmelere dikkat etmek gerekiyor. Avrupa’nın lokomotif ülkesi olan Almanya’nın sanayi üretimi için öncü göstergelerden olan imalat PMI verisi, 2018 başından beri geriliyor. Buna paralel olarak sanayi üretiminde de gerilemeden söz edilebilir. Almanya’nın ihracat pazarlarının başında Çin geliyor. Ancak Çin’in büyümesinde de hem ABD ile girdiği ticaret savaşı nedeniyle hem de Çin hükümetinin büyüme kompozisyonunu daha dengeli hale getirmeye yönelik politikaları nedeniyle bir yavaşlama söz konusu. Coface’ın 2019 yılı için Çin büyümesine ilişkin tahmini yüzde 6,2, Almanya’nınkine yönelik tahmini ise yüzde 1,4 seviyesinde bulunuyor. Çin’de meydana gelebilecek beklenenden fazla bir yavaşlama, Almanya ekonomisini de etkileyecek. Bu durum da Türkiye’nin ihracat performansını olumsuz etkileyebilir. Öte yandan ithalattaki ciddi düşüş de ihracat üzerinde baskı oluşturma ihtimali taşıyor. Ancak 2019 yılında ihracatçı sektörler arasında yer alan, kimya, makine, tekstil, otomobil, gıda gibi sektörlerdeki riskler, ekonominin kalanına göre daha dengeli seyredecek. Kapasite kullanımı verisi, üretim tarafında güvenin hâlâ tam olarak tesis edilemediğine işaret eden göstergeler arasında yer aldı.

Şubat ayı kapasite kullanımı yüzde 74 oldu

İç talep zayıf seyrettiğinden, üreticiler yeni kapasite yatırımı yapmaktan imtina ediyor. Şubat ayında kapasite kullanımı yüzde 74 oldu. Mevsimsellikten arındırılmış veri ise yüzde 74,1 ile kasım ayında görülen dip seviyesinden bir miktar toparlanma gösterdi. Kapasite kullanımı en yüksek yüzde 80 seviyesine yakın gerçekleşti. Önümüzdeki dönemde iç talepteki zayıf seyrin devam etmesi ve üretim maliyetlerindeki artışlar nedeniyle üreticiler, mevcut kapasitelerin daha etkin kullanımını tercih edecekler. Bu dönemde, sermaye yatırımlarının azalması, makine üreticileri açısından da olumsuzluk teşkil ediyor.

 

Enflasyon yüzde 19’a düştü

Tüketim tarafında ise hem enflasyon hem de kredi faizlerinin yüksek olması, alım gücünü ciddi anlamda etkiliyor ve iç talebi baskı altında bırakıyor. Yıllık enflasyon, geçen senenin sonuna doğru çıktığı yüzde 25 seviyesinden gerileyerek yüzde 19’a düştü ancak bu seviye tüketiciler açısından hala oldukça yüksek. Ayrıca manşet enflasyon gerilemesine karşın, işlenmemiş gıda fiyatlarındaki yıllık artışın şubat ayında yüzde 39’da kalması (taze sebze, meyve için yüzde 60), enflasyonun daha hızlı gerilemesini engelliyor. Yıllık gıda enflasyonu yüzde 30’luk artış ile Merkez Bankası’nın 2019 yılı tahmini olan yüzde 13’ün oldukça üzerinde seyrediyor. Bu durum, sene sonunda TCMB’nin enflasyon tahmini olan yüzde 14,6’nın üzerinde kalmamıza neden olabilir. İşsizlikteki keskin artış da tüketicilerin güven kaybetmesine yol açan en önemli unsurlar arasında değerlendirilmeli. Üç aylık ortalamalara bakıldığında, tüketici güven endeksinin şubat ayında tarihi düşük seviyesi olan 58,2’ye gerilediği görülüyor. Fakat son dönemde gerileyen kredi faizlerine paralel olarak hanenin tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimalinin gelecek 3 aylık dönemde arttığı da gözden kaçırılmamalı. Bu durum sadece anketlerde değil, kredi verilerinde de kendini gösteriyor. Kur etkisinden arındırılmış 13 haftalık hareketli ortalamaya bakıldığında, geçen senenin ekim ayında yaklaşık yüzde -13 iken 22 Şubat 2019 tarihinde yüzde -0,85’e kadar geriledi. Yani kredi büyümesinde çok hafif de olsa bir toparlanma olduğu göze çarpıyor.

 

Makine ihracatı 2018’de yüzde 14,5 arttı

Zayıf iç talep ve yatırımların dış talep ile dengelenmesi, Yeni Ekonomi Planı ile de uygun bir görünüm çiziyor. Ancak önümüzdeki dönemde yavaşlaması beklenen küresel büyümenin ihracatımıza olası yansımaları bugünkü iş planlamalarına dahil edilmesi gereken bir unsur.

İç talebin seyrinin zayıf, ihracatın ise kuvvetli olduğu içinden geçtiğimiz dönemde makine endüstrisinin ihracat yapma kapasitesi öne çıkıyor. 2018 yılında Türkiye’nin toplam ihracatı yüzde 7 artarken, toplam makine ihracatı yüzde 14,5 artarak 15,8 milyar dolar oldu. Bu rakam Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 9,5’ine denk geliyor. 2017 yılında sektörün toplam ihracattan aldığı pay yüzde 8,8 seviyesindeydi. Türkiye’nin makine ihracatında, Fransa, ABD, İngiltere, İtalya, İspanya gibi gelişmiş ülkeler başı çekiyor. Bu ülkeleri Rusya, Romanya, Mısır, Cezayir, İsrail gibi ülkeler takip ediyor. 2018 yılında ABD ile yaşanan gerginliğe karşın, toplam makine ihracatımızdan bu ülkenin aldığı payın 2017’ye göre artarak yüzde 6’ya yaklaştığı görülüyor. Yurt dışına daha çok buzdolapları, dondurucular ve diğer soğutucu cihazlar ile motorların aksam ve parçalarının ihraç edildiği göz önünde bulundurulursa, söz konusu cihazların iç talebe hassasiyetinin yüksek olduğu değerlendirilmesi yapılabilir. Dolayısıyla, 2019 yılında başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Türkiye’nin diğer makine ihracatı yaptığı ülkelerdeki iç talep ve büyümeye ilişkin veriler, ihracatçılarımız açısından önemli olacak. Bu gelişmelerin yanı sıra, teknolojik gelişmelerin, Ar-Ge ve inovasyonun makine üretim süreçlerine dahil edildiği bir dönemden geçiyoruz. Bu gelişmeler, makine sanayini de hızlı bir dönüşümün içine sokmuş durumda. Özellikle sanayi 4.0 olarak adlandırılan ve akıllı makinelerin üretimini de içeren bu dönemde, yetişmiş eleman istihdamı da bu makinelerin üretimi ve kullanımı açısından öne çıkan konular arasında yer almaya devam edecektir. Türkiye, dünyanın önde gelen ülkelerine makine satan ülke konumunu, uzmanlaşma ve insan kaynaklarını yetkin kullanma yoluyla perçinleyebilir ve rakiplerinin önüne geçebilir. Makine sektöründeki olumlu gelişmeler, katma değeri yüksek ürün üretimine katkıda bulunarak ülkemizin de hem büyümesinde, daha da önemlisi kalkınmasında olumlu rol oynayacak.

Paylaş