“Gelişmiş medeni ülkeler teknolojiyle büyür, firmamızın da vizyonu budur”

67

Tüm dünyaya fayda sağlayacak teknoloji geliştirmek hedefiyle “Challenger” adlı çevreci taş kırma ve “Ratech” adlı asfalt geri kazanım tesisleri üretimini hayata geçirdiklerini söyleyen Nezir Gencer, gelişmiş medeni ülkelerin teknolojiyle büyüdüğünü ve şirket olarak da her zaman bu vizyonla çalıştıklarını belirtiyor. Ülkemizdeki teknolojinin dünyaya tanıtılmasının önemini vurgulayan Gencer, sektördeki firmalara farkındalık yaratmak ve marka bilinirliğini artırmak için fuarlara katılmaları tavsiyesinde bulunuyor.

Çevreye, dünyaya, sektöre teknoloji kazandıran Simge Group ve E-Mak Makine Yönetim Kurulu Başkanı Nezir Gencer, hayatındaki öncelikli hedefin tüm dünyaya ve ülkeye fayda sağlayacak bir teknoloji geliştirmek olduğunu dile getiriyor. Bu hedefini de “Challenger” adlı çevreci taş kırma ve “Ratech” adlı asfalt geri kazanım tesisleriyle gerçekleştirdiğini anlatan Gencer, kendi buluşları olan bu teknolojilerin bugün insanlığın ihtiyaçlarına cevap vermesinden ötürü çok gururlandıklarını ifade ediyor. “Ülkem kalkınmadan, zengin olmadan benim başarılı olmamın hiç bir önemi yok” diyen Gencer, gelişmiş medeni ülkelerin teknolojiyle büyüdüğünü ve şirket olarak her zaman bu vizyonla çalışmalarını gerçekleştirdiklerini söylüyor. Ülke sevgisiyle hareket edip, yerli malı kullanımına yönelik bilincin sağlanması gerektiğine de vurgu yapan Nezir Gencer, “Biz bu amaçla şirket olarak çılgın fuarlara katılıyoruz. Almanya’da inanılmaz makinelerin yer aldığı Bauma fuarına, 60 tır makineyle katıldık. 40 tırını Almanya’ya sattık. Şu anda makinelerimiz Hamburg’da çalışıyor. Devlet destekleriyle birlikte sanayimizi geliştirmemiz ülkemizin kalkınması için şart. Özellikle farkındalık yaratmak ve marka bilinirliğini artırmak için de sektör olarak fuarlara katılmamız gerekiyor” diyor. 70 yaşındaki sanayi duayeni, bilgi birikimiyle sektöre yön veren isimlerden Nezir Gencer ile Bursa’da kurulu fabrikasında bilgilendirici ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Nezir Bey, öncelikle sizi tanımak isteriz. Şirketinizin temellerini nasıl attınız?

1948 yılında Bitlis’te dünyaya geldim. 1977’de Karayolları 14. Bölge Müdürlüğü’ndeki görevimden ayrılarak Bursa’da Simge İnşaat’ı kurdum. Simge İnşaat’tan sonra Simgemat ve E-Mak hayata geçti. E-Mak Makine faaliyetine 1992 yılında asfalt üretimi ve müteahhitliği yapan şirketlerin ihtiyacı olan iş makinelerini üretebilmek amacıyla başladı. İşimi çok severek yapıyorum. Türkiye’de beklenmeyen başarılara imza atmaktan dolayı her zaman gurur duydum. Dünyaya teknoloji satan bir kuruluş olmak için çok çalıştık. Örneğin; daha yeni Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın üst yönetimine yaptığımız çalışmaları, teknolojilerimizi aktardım. Bizim buluşlarımız, bugün insanlığın ihtiyaçlarına cevap veriyor. Karayollarında çalıştığım dönemde de sektörü çok iyi bilen ve çok meraklı biriydim. Hayatımdaki öncelikli hedefim; öyle bir teknoloji yaratayım ki hem ülkemize hem de tüm dünyaya faydası olsun oldu. Bu tabii ülke sevgisinden de kaynaklanan bir duygu ve düşünceydi. Ülkem kalkınmadan, ülkem zengin olmadan benim başarılı olmamın hiç bir önemi yok. Ben ülkemle birlikte işime devam etmeli, ülkemle birlikte gelişip büyümeliyim. Gelişmiş medeni ülkeler teknolojiyle büyür, var olur. Bu düşünceyle hareket ediyoruz.

İşiniz çocuğunuz gibi olmuş…

Babam ben yedi yaşındayken manifaturacılık yaptığı dönemde iflas etti ve ben çalışma ihtiyacı hissettim. Kafam hep bu yönde çalıştı. Çünkü dokuz kardeştik ve babam memur olduktan sonra maddi açıdan sıkıntı çektik. Kardeşlerimin okuması yalnız babamın maaşıyla çok zordu. Ben en büyük erkek çocuktum. İlkokulda hafta sonları, ortaokulda yazları dahil sürekli çalıştım. İnsanlar çalıştığı zaman yorulmaz. Çalışmadan duramam, işim hayatım…

Faaliyet alanınız olan agreganın önemini sizden dinleyebilir miyiz?

Elmas ya da inci olmazsa olur, ama taş insanlık için şart. Agrega olmazsa ev, okul, hastane, yol, baraj yapılamaz. Çok az insan bunun değerini biliyor. Zengin bir agrega ülkesi olan Türkiye, bu alanda çok şanslı. Örneğin Rusya yol yapamıyor, çünkü agregaya sahip değil. Türkiye’de 1 ton agrega 2 dolarken, Rusya’da 1 ton agrega 55 euro. Türkiye’de doğalgaz yok, petrol çok az. Fakat agreganın varlığının ülkemize kazandırdığı değerin farkında değiliz. Agrega olmasaydı olur muydu? Türkiye agrega sayesinde bugüne geldi. Türkiye’ye gelen batılılar yolları, binaları görüyor şaşırıyor. Örneğin; şirketimizdeki teknolojileri görmek amacıyla çok sayıda misafirimiz geliyor. Gebze’de yaptığımız üretim tesisini Finlandiya’dan misafirlerimizin görme imkanı oldu. Bu tesisimizin çevresini taş duvardan inşa ettik. Misafirlerimiz görünce inanamadı, taş duvar yaptığımız için çok zengin olduğumuzu düşündüler. Taşın Türkiye’de ne kadar ucuz olduğunu bilmiyorlar. Taş, genellikle dünyada çok çok pahalı olan bir ürün. Ülkemizde maalesef değeri yeteri kadar bilinmediği için heba ediliyor. Taşları kullanmayı bilmiyoruz. Bir de taş ocaklarının çevresindeki insanlar, toz, toprak, gürültü sebebiyle çok şikayetçi. Tabii şikayet edenler haklı. Devletimiz de bu konuda çözüm odaklı yaklaşımlar geliştirmeye başladı. İstanbul’da Avrupa yakasının bütün taş ocaklarının yer aldığı Cebeci çevresinde konutlar yapılmış. Bu bölgede yaşayan insanlar da taş ocaklarının kapatılmasını talep ediyor. Taş ocaklarının etrafında konut yapılmasına kesinlikle izin verilmemeli. Eğer taş ocakları kapatılırsa, su kesilmesi ne kadar zarar verirse o denli zarara uğrarız. Agrega bu denli hayati öneme sahip.

Şirket olarak bu konuda nasıl bir yol izlediniz, ne gibi çalışmalar hayata geçirdiniz?

Biz şirket olarak agregayla ilgili çok önemli buluşlara imza attık. Biz en çok şikayet konusu olan tozu ortadan kaldırdık. Bu konuda dünyada bilinen yöntem su fışkırtmadır. Bu yöntemin zararı, tozdan çok daha fazla. Çünkü su püskürtünce betonda, asfaltta kalite kalmaz ve kullanılan enerji yüksek oranda artar. Ayrıca kullanılan su çok temiz olmalı, kireç olmamalı. Islak olan agrega kurutulurken yakılan enerji de üç-dört misline çıkıyor. Biz bu durumun önüne geçmek için özel makineler yaptık. Tüm bu sorunlara “Challenger” makinemiz son noktayı koydu. Suyu havayla nasıl emeceğimizin, daha teknik nasıl yapılması gerektiğinin çözümünü bulduk. Enerji tüketimini yarı yarıya azaltmayı başardığımız gibi, toz çıkmasına karşı da bu teknolojimizle kesin önlem almış olduk. Agregaların kırılması konusunda da yine çok büyük oranda enerji tasarrufu sağladık. 1 ton agreganın kırılmasında 5.5 kilowatt enerji kullanılırken 1.17 kilowatt’a düşürdük. Öte yandan beton ve asfalt için önce taşlar taş ocağında farklı boyutlarda kompresörlerde kırılır. Sonra asfalt ve beton üretilir. Biz baktık ki ince agregalar çok fazla su tutuyor. Biz de ürünleri stokumuzda hazır tutmaya karar verdik. Böylece ne zaman asfalt üretecekse o zaman makinelerimiz kırsın parçalasın elesin. Kuru kuru asfalta gönderilmesi sağlansın istedik. Çevreye duyarlı geliştirilen sistemle agregaları farklı boyutlarda hazır hale getiriyoruz. Bu makine öyle bir kırıyor ki, hem enerji masrafları ortadan kalkıyor hem de toz olmuyor. Yani taşı kırdıktan sonra hemen üretime soktuğu için, bekletmekle oluşacak nemlenmeden, o nemi kurutmak için harcanacak enerjiden kurtarıyor. Hem çevreye zarar vermesi önleniyor, hem de asfaltın kalitesini artırmakta kullanılıyor. Biz Türkiye’de asfaltın okuluyuz. Bu konuda belediyelerden, karayollarından, özel sektörden olsun çok sayıda kişi ve kuruma bilgi, eğitim veriyoruz.

Challenger ve Ratech teknolojisi nasıl çalışıyor? Sizin üretiminiz olan bu teknolojiler dünyada nasıl yankı buldu?

Challenger, agregayı kapalı sistemde tane büyüklüğü ve oranlarını kontrol ederek kırıp, eliyor. Çevreye toz salmıyor. Normal asfalt tesislerine oranla yüzde 50 az enerji kullanıyor. Doğaya saldığı karbondioksit de yine yarı yarıya iniyor. Ratech teknolojimiz ise sökülen asfaltın yüzde 100 oranında yeniden kazanılmasını sağlayacak bir teknolojiye sahip. Bilinen teknolojilerin pratikte yaşadığı kısıtlama ve zorlukları aşıyor. Ratech’i geliştirirken TÜBİTAK’tan da destek aldık. Geliştirdiğimiz fabrika gibi işleyen bu makinelerimizle dünyanın en büyük ticaret fuarı olan Bauma 29. Uluslararası İnşaat Makineleri, İnşaat Malzemeleri, Yapı Araçları ve Yapı Ekipmanı Uluslararası Ticaret Fuarı’nda ses getirmekten dolayı gurur duyuyoruz. 4 yılda bir kez Avrupa’da düzenlenen Eurasphalt & Eurobitume Kongresi’nde “İnovasyon Oturumu”nda E-Mak Simge Challenger sunumu büyük ilgi gördü. Bu kongreye dünyanın dört bir yanından katılım oluyor. Kongreye iki yıl öncesinden ilgililer bildiri sunuyor ve bu bildiriler hakem kurulunda inceleniyor. Çok az sayıda sunum hakkı tanıyorlar. 2008 yılında seçilen dört projeden biri bizimki oldu. Asfalt üretim teknolojimiz ile birincilik aldık. Türkiye’den çok önemli bir bildiri aldıklarını çok güzel bir örnek olduğunu söylemeleri çok gurur verici. Kongre başkanı da teknolojimizin ne kadar çok çalıştığımızın ve mücadele ettiğimizin bir göstergesi olduğunu belirtti.

Hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz?

Başta Almanya geliyor. Avrupa ülkelerinin yanı sıra, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan gibi Türk Cumhuriyetleri ağırlıklı ihraç pazarlarımız arasında. Yine Orta Doğu’da Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Kuzey Afrika’da Fas, Tunus, Cezayir, Mısır ihracatımızda önemli yer teşkil ediyor. Hatta Mısır’la şu an bir anlaşma yapmak üzereyiz.

Önümüzdeki dönem içinde yeni yatırımınız olacak mı? Hedefleriniz ne yönde?

Bursa’daki yerleşkemiz artık konut alanı oldu. Dolayısıyla Hasanağa Organize Sanayi Bölgesi’nde yeni fabrika yatırımı yapmaya karar verdik. Şu an inşaatı devam ediyor. Universal, yani her şeyi yapabilen bir fabrikamız olacak. 41 bin metrekare kapalı alana sahip olacak olan bu yeni yerleşkemizde, Ar-Ge departmanımız çok büyük ve önemli bir yere sahip. Yine taş ocaklarıyla ilgili çok önemli bir çalışmamız var. Buna göre hiç insan eli değmeden asfalt çıkaracağız. Her şey son teknoloji otomatik olarak çalışacak. Bursa dışında Ankara ve Bilecik’te de fabrikalarımız faaliyette.

Biraz da sektörle ilgili yorumlarınızı alabilir miyiz?

Ülkemizde sanayimize yönelik güven duygusu çok düşük. Avrupa malına karşı duyulan güven, yerli mallara karşı sağlanabilmiş değil. Sektörümüzün gelişmesi açısından öncelikle yerli malı kullanımının teşvik edilmesi ve artması gerekiyor. Avrupalı ülkeler kendi ülkesinde sattığı malı Türkiye’ye göndermiyor. Daha kalitesiz ürünlerini bize yolluyor. Bu durumu tüm insanların bilmesi lazım. İnsanlarımız çok iyi teşhis edemedikleri için Avrupa malını üstün görüyor. Dolayısıyla yabancı malı hayranlığı, şu an benim gördüğüm sektördeki en önemli sorun. Sektör olarak bu sorunun çözümü için var gücümüzle çabalıyoruz. Ancak insanların da ülke sevgisiyle hareket edip, yerli üretim mallara yönelmeleri bilincini kendilerinde sağlamaları çok önemli. Buna yönelik biz şirket olarak çılgın fuarlara katılıyoruz. Almanya’da inanılmaz makinelerin yer aldığı Bauma fuarına, 60 tır makineyle katıldık. 40 tırını Almanya’ya sattık. Devlet destekleriyle birlikte sanayimizi geliştirmemiz ülkemizin kalkınması için şart. Şirketlerimizin dünyaya teknolojilerini ispat edebilmeleri ve satmaları için dev fuarlara katılmaları gerekiyor.

Başta Almanya olmak üzere dünyada makinelerinizle adınızdan söz ettiriyorsunuz. Bu başarının altında yatan etmenler nelerdir?

Bu çok çalışmamızın karşılığı. Çok büyük özveri ve planlı çalışma yatıyor altında. Asfalt plentleri bir fabrikadır. İmalatı iki yıl, montajı bir yıl sürüyor. Kurulumu iki üç ayda bitiyor. Almanya hükümeti çok titiz, özellikle çevre yönünden ürününüzü kabul ettirmeniz çok zor. Defalarca kontrole geliyorlar. Almanya’da bir İsviçre bir de Türk malı makine vardır. Çok emek verdik, çok çalıştık. Bu çalışmalarımızın karşılığını aldık. Sürekli araştıran öğrenen, kendimizi geliştirmeye çok önem veren bir vizyonla hareket ediyoruz. Öncelikle Türkiye’nin adını dünyaya duyurmak ve kabul ettirmek hedefiyle faaliyet gösteriyoruz. Benim için en değerli şey önce ülkemdir. Ülkemiz kalkınmadan zenginliğin, çok para kazanmanın hiç kıymeti yok. Üreten, katma değer sağlayan, saygınlığı olan kimse zengindir benim gözümde. Çalışkan ve dürüst insan her zaman saygınlık kazanır.

Sizin gibi ömrünü çalışmaya adamış bir isimden gençlere yönelik hayat sırları öğrenebilir miyiz?

Akıllı insan öncelikle sağlığına dikkat eder. En önemli şey hayatta sağlıktır. Üniversitelere konuşmacı olarak gittiğim zamanlarda da belirttiğim gibi; gençlere öncelikle tavsiyem sağlıklarına çok dikkat etsinler. Sonrasında zaman gelir. Başarı için zamanı çok iyi kullanmak gerekir. Gün içinde ve hayatımızın genelinde her yapacağımız iş planlı olmalı. Ne kadar çalışacağımız, ne kadar dinleneceğimiz ya da ne zaman askere gideceğimiz, ne zaman evlenip çocuk sahibi olacağımızı planlamalıyız. Ben zamanlama konusunda çok başarılı odum. 22 yaşında eğitimimi tamamladım, hemen askere gittim, gelince evlendim ve 26 yaşında da baba oldum. Genç yaşta baba olmanın birçok avantajı var. Çocuklarımla daha fazla vakit geçirme şansım oldu. Eşimle en huzurlu ve mutlu yaşlarımızı yaşıyoruz. Çünkü dersimizi iyi çalıştık ve çocuklarımıza iyi baktık, onları bugünlere getirdik. Bu nedenle en önemli konu zamanımızı iyi yönetmek. Sağlık ve zamandan sonra üçüncü ve son önemli olan konu dildir. Yani diline sahip çıkıp, ne zaman, nerede, ne konuşacağını bilmek. Nerede ne konuşacağını, kiminle nasıl konuşması gerektiğini bilmeyen insan hiç bir alanda başarılı olamaz. Bununla birlikte dürüst insan her alanda saygınlık kazanır.

İş dışında kalan zamanınızda neler yapıyorsunuz? Hobileriniz var mı?

Sağlıklı yaşamaya ve spor yapmaya çok önem veriyorum. Hobilerim arasında başta yüzmek geliyor. Her gün 1.5 saat su sporu yapıyorum. Kalan zamanımda özellikle aileme vakit ayırmaya çalışıyorum. Torunlarım 10 yaşındaki Nisan ve 6 yaşındaki Ali ile zaman geçirmekten çok keyif alıyorum. Yazları genel olarak Bodrum’daki yazlığımızda torunlarımla birlikte tatil yapıyoruz. Kışları ise Uludağ’da kayak yapmak yine hobilerim arasında. Ailece seyahat etmekten büyük keyif alıyoruz. Tabii bizim tatiller artık daha çok torunlarımıza bakmakla geçiyor.