“Çocuklarınızı meslek lisesine gönderin ve üretmeye motive edin”

132

Ömrünü sanayiye adamış bir ailenin, ömrünü sanayiye adamış bir üyesi İğrek Makina Yönetim Kurulu Başkanı Orhan İğrek. “Bana ‘bu dünyadan göçerken son sözün ne olmalıdır’ diye sorsalar, velilere ‘çocuklarınızı meslek lisesine gönderin ve üretmeye motive edin’ derdim” diyecek kadar üretimin önemini bilen İğrek, gençken alınan uygulamalı eğitimin sonraki adımlarda başarı getirdiğinin unutulmamasını istiyor.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Orhan İğrek kimdir?

Bursa’da 1951 yılında doğdum. Dökümcü bir babanın çocuğuyum. 1970 yılında Bursa Erkek Lisesi Fen Bölümünden mezun oldum. 1974 yılında C.Zellerfeld Teknik Üniversitesi Metalürji bölümünü bitirdim. 1978 Berlin Teknik Üniversitesi Metalürji Yüksek Mühendisi olarak mezun oldum. Diploma tezim ise “GS-40 Ni Cr Mo 656 İslah Çeliğinin Mekanik Özelliklerinin Artırılması” üzerineydi. Bu malzemeyle Leopard Tankı Namlu Çeliği üretildiğinden stratejik önemi ve üniversitede bulduğum mükemmel imkanları 14 ay gibi uzun zaman kullanarak çeliğin eritilmesinden ısıl işlemine kadar ülkeme götüreceğim her bilgiyi, heybeme yüklemeye çalıştım. Diplomayı aldığım gün uçağa koşup ülkeme döndüm. 40 yıldır aile şirketlerimizle milli ekonominin emrindeyim. Metalürji, otomotiv, makine imalatı, rüzgâr enerji tesisi, dizel motor üretimlerinde varız.

Firmanız hakkında bilgi alabilir miyiz? Kuruluştan bugüne kadar firmanın geçirdiği evreler ve bugün gelinen nokta nedir?

Sanayide 75 yıllık geçmişiyle makine ve metalürji, otomotiv konularında ülkemizin üç nesillik şirketlerinden biriyiz. Resmi kuruluş yılı 1946. Babamız Osman İğrek, Bursa Ulucamii karşısındaki Bakırcılar çarşısında bronz ve diğer bakır alaşımlarının dökümhanesinde yetişmiş, Cumhuriyetimizin ilk döküm ustalarından. Son Osmanlı dökümcülerinden olan ustası Ali Efendi’ye, Atatürk tarafından mesleği dolayısıyla Tunçkıran soyadını verildi. Özetle, İğrek Grubu Osmanlıdan 2019’lara uzanan Türkiye Cumhuriyeti’nin sanayi tarihidir diyebiliriz. Babam, 1940’lı yıllarda Bursa ipeği dünyaca tanındığından, ipek ipliği üreten bronz ve pirinç alaşımlardan makine parçaları döktü. Yavaş yavaş da kupol ocaklarda pik döküme başladı. “Dökümcülük beni kendiliğinden makine imalatçısı yaptı” derdi hep. Özetle, 1940 yıllarının sonlarında marangoz makineleri imalatımız başladı ve 60’lı yıllarda ayda 30 makine kapasiteye ulaştık. 60’lı yılların sonunda metal işleme makinelerine yöneldik. İlk üretimimiz 4 metre boy işleyen Vargel makinesiydi. 70’li yılların başında Organize Sanayi Bölgesindeki 5 bin metrekarelik yeni fabrikamıza taşındık. Makine üretimine devam ederken dökümhane teknolojimizi de geliştiriyor ve yatırım yapıyorduk. Bugün aynı yerde 50 bin metrekare kapalı alanda makine, otomotiv, rüzgâr enerjisi konularında üretim yapan bir firmayız.

Firmanızın kısa, orta ve uzun vadeli plan ve projeleri hakkında bilgi alabilir miyiz?

Bugün, ayda 2 bin ton eritilen metalin yarısını makine sektörü için kullanıyoruz ve bu metalin tamamını işleyebilen kapasiteye sahip makine fabrikamız var. Takım tezgâhları makine imalatımızın omurgası. Birbirinden farklı işlevleri olan büyük ebatlı ve hassas 7 çeşit CNC frezeler ve 6 m çap işleyebilen dik tornalar üretimimizin esasını teşkil eder. Bugüne kadar ürün çeşitliliğimizi ve hassasiyeti artırmakla meşgul olduk. 5 m en, 20 m boya sahip, 5 eksen işleyebilen 250 ton/adet ağırlığa sahip frezeler ve 5 m yükseklik işleyebilen dik tornalarımızı geliştirdik. Bursa Kemalpaşa’daki 150 bin metrekarelik arsamızda yeni fabrikamız kuruluyor. Hedef oradaki kapasite ve teknolojimizle takım tezgâhlarında dünya markası olmak.

İğrek Makina’nın Ar-Ge çalışmalarına önem veren bir firma olduğunu biliyoruz. Bu alandaki çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz? Bu çalışmalara ne kadar kaynak ayrılıyor, hayata geçirilen ve yürütülen projeler neler? Hedefler neler?

26 kişinin istihdam edildiği Ar-Ge Merkezimiz başarıdaki lokomotifimiz. Örneğin dik tornalarımızda şanzıman kullanmıyoruz. Devirleri ve gücü “Direkt Tahrik” teknolojimizden alıyoruz ve bu teknoloji Ar-Ge merkezimizde geliştirildi. Bizde Ar-Ge’ye cironun en az yüzde 10’u ayrılıyor. Çeşitliliğimizin şifresi de bu. 2019 yılında Türkiye’nin 5 metre yükseklikte ilk yatay milli kule tipi frezesini bitireceğiz.

İğrek Makina’nın yurt içinde ve yurt dışındaki Pazar konumu nedir? 2018 yılı ciro, ihracat, yatırım ve istihdam hedefleri ne? Hedeflere ulaşmak için ne gibi çalışmalar yürütülüyor?

Metalürji bölümümüz otomotiv karoser kalıpları üretiyor ve yüzde 95 oranında tüm Avrupa oto devlerine ihraç ediliyor. Dünya takım tezgâhı devlerine de 60 ton ağırlık, 12 m boyda makine gövdeleri de işlenmiş olarak ihraç ediyoruz. Bu, kapasite, teknoloji ve teslim terminlerindeki başarımızın yansımasıdır.

Sektörün sorunları nelerdir ve sizce bu sorunlar nasıl çözülebilir?

“Mesleki toplum” sorun budur. Herkes aynı şeyi söyler ve hazırda bekler. Biz beklemeyeceğiz. Özel meslek lisesi kuruyoruz ve Ar-Ge Merkezimize daha fazla kaynak ayıracağız. Çaremiz kalmadı. Dışarıda vizyon ve samimiyet eksikliği var. Bana bu dünyadan göçerken son sözün ne olmalıdır diye sorsalar, velilere “çocuklarınızı meslek lisesine gönderin ve üretmeye motive edin” derdim. Zira gençken uygulamalı eğitim almak sonrası basamaklarda kolaylık, başarı getiriyor. Örneğin, Almanya’da her yıl 500 bin kişi meslek liselerinden mezun oluyor. Buna karşılık sadece 150 bin kişi düz liseden mezun oluyor. Bizde ise düz lise mezunlarımız birkaç kat daha fazla. Yani piramit bizimkinin tam tersi. Meslek lisesinde kaliteli eğitim alan gençler hemen kazanıyor ve isterlerse öğrenime, meslek yüksek okulu, üniversiteye devam edebiliyor. Mesela geçen ay yaşadığımı bir olay şöyle. Avusturya Salzburg’daki Alman, Avusturya Mühendisler Kongresine davetliydim. Berlin Teknik Üniversitesinden 4 sömestre beraber ders dinlediğim arkadaşım Dr. Hubert Koch’a da oradaydı. Meslek yüksekokulundan gelmişti aramıza. Yani, Meslek lisesinden başlamıştı, pratik becerileri oradan geliyordu. Ertesi gün bizim Hubert’e kongrede Almanya’nın en büyük metalürji ödülü verildi. 2 yılda 3 adet alüminyum alaşımı geliştirip patent almış. Zirve yolculuğuna meslek lisesinden başlayınca başarı geliyor. Bilime, geliştirmeye giden yol önceden tırmanılan pragmatik basamaklardan geçiyor. “Düz lise mezunları doktora yaparsa” diye sorarsanız benim favorim Hubert’in yolu. Yani meslek lisesinden “start”.
Türk makine sektörü geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sizce sektörün daha iyi noktalara gelmesi için hem sektör temsilcilerinin hem de devletin neler yapması gerekiyor?
Üreten Türkiye, milli ekonomi ana fikrinde, samimi çoğunluğa ulaşırsak sorunları çözeriz. En az ithalat lobisi kadar “aktif” olmalıyız. Yerlilik konusunda siyasi irade ve sanayimizin gayretleri artıyor. MİB gibi kuruluşlarla devlete ulaşabiliyoruz, konuşuyoruz. Bilgiye, teknolojik gelişmelere, yazılımlara ulaşmakta “dijital” sayesinde imkanlarımız arttı. Dediğim gibi talebelik sonrası 40 yıldır kendimi askeri olmayan subay olarak hissettim ve o zaman bile küçük olmayan tesislerimizde en az 20 yıl yüksek mühendislikten ustabaşılığa geçmek zorunda kaldım. Formasyonsuz personel yüzünden delege edemedim, detaylarda, koordinasyonda yıllarım geçti maalesef. Onun için mesleki toplum konusunu her yerde vurguluyorum. Gelecek ile ilgili düşüncelerimi dökümden ürettiğimiz kitapla anlatmaya çalışayım. “Kim Ne Üretiyor” adlı kitabı 15 yıl önce dökümden ürettik, Bakanlıklarımıza hediye ettim. Derdimi, çareyi az, öz ifade için. Kitabı 1000 sayfa döktük. Henüz üretimler eksik olduğundan en az 800 sayfası boş. Kıyafetimizi dokuyan tekstil makinesi yok şimdilik ve bir sayfası boş. Gemi motoru, jeneratör motoru yok ve yine bir sayfası boş. Rüzgâr enerji jeneratörü yok ve yine bir sayfası boş. Uçak motoru yok yine bir sayfa boş. Boş sayfaları doldurmak milli görevimiz. Gerisi laf, bahane…Fakir bu saydıklarımın çoğuyla uğraşıyor, yılmıyor ve yol alıyoruz.

Elde ettiğiniz başarıda ailenizin rolü nedir?

18 yaşımda Almanya’ya ilk gittiğimde, otelde sabaha kadar: “Allah’ım ömrümden 5-6 yıl al, diplomamı ver Bursa’ya döneyim” diye dua ettim. Ailede sevgi, saygı, sıcaklık, mutlulukla büyüdük. Babam moral vermese, annemin mektupları olmasa tahsili bırakıp dönebilirdim. Velhasıl bizde “aile” buydu ve böyle devam ediyor. Şimdi kardeşim ve ben aynı birlikteliği çocuklarımıza ve torunlarımıza aktarmaya çalışıyoruz. Çocuklarımız 22 yaşında üniversitelerini bitirip, tereddütsüz aile şirketlerine geliyor ve üç nesil olarak dedelerinin şirketini 100’üncü yıla ulaştırmaya çalışıyorlar.

Makina İmalatçıları Birliği (MİB) hakkındaki düşünceleriniz nedir? Daha iyi çalışmalar yapılması için önerileriniz nelerdir?

Milli ekonomiye hizmette verimlilik ancak “birlik” olmakla sağlanır. “Ortak fayda” ancak paylaşanların samimiyetle, özveriyle koordine olması ve “bir” olmasıyla mümkün.
Bu hedefte MİB doğru adres olduğu için sizinleyiz. Tavsiyem, iletişim daha yoğun ve kolay olmalı, toplantılar dışında ilave kanallar bulunmalı. Yerli teknolojinin “ürün”e dönüşmesi için “makro strateji” yeniden yazılmalı. Senaryo ve rejisörlük görevi de MİB’e düşüyor. Bizler ise katkımızı özveri ile ortaya koymalıyız. Kısa bir anekdot aktarmak istiyorum. Meslektaşım Claus Röhrig uzun yıllar, yılda 4 kez Giesserei (Döküm) mecmuasında “Dünya Çelik Literatürünü” tarayıp özet yayınlardı. Sadece üye olarak para almadan. Bunu nasıl başarıyorsun Claus diye sorduğumda, “Ailem cumartesi-pazar benden vazgeçti, ben okudum ve yazdım” dedi. Sanırım bizde “almak” yerine “vermek” demeliyiz.