“Ben Süpermenlere inanmam, başarı ekip işi”

113

Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik, takım çalışmasının önemine vurgu yaparak, “Süpermenlere inanmam, başarı ekip işi” diyen bir sanayici. “Tek ben yaptım” denmesinin mümkün olmadığını söyleyen Gedik, kadın istihdamının artırılması için yaptığı çalışmalarla da adından söz ettiriyor. Gedik Holding bünyesinde mavi ve beyaz yakalı kadın çalışan oranı yüzde 25.

Kadınlar, gençler ve engellilere yönelik çalışmalarıyla adından söz ettiren Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Gedik, “Sektörün Başarılı Kadınları” bölümümüzün bu sayıdaki konuğu oldu. Kendini, “Tamamen sanayiyle yoğrulmuş bir aileden gelen, köklerinde bunu taşıyan bir isim” olarak tanımlayan Hülya Gedik, makine sektöründe kadın istihdamını artırmak için elini taşın altına koyan bir yönetici. 2013 yılında Gedik Holding bünyesinde yer alan fabrikalarda mavi yakalı kadın çalışan sayısını artırmak için kolları sıvayan Gedik, erkek çalışanların gösterdiği dirence rağmen bundan vazgeçmedi ve bugün holding bünyesinde mavi ve beyaz yakalı kadın çalışan oranını yüzde 25’e çıkardı. Bütün bu başarılara rağmen Gedik, “Ben Süpermenlere inanmıyorum, ‘Tek ben yaptım’ diye bir şey yok. Takım çalışması önemli. İşim, doğru yere doğru adamı koyabilmek. Eğer bunu yapabiliyorsam ve takip edebiliyorsam o zaman başarı elde edilebiliyor. O konuda iyi olduğum söylenebilir. Ama tabii ki ekibimizin iyi olması çok önemli. Bu konuda da açıkçası şanslıyız” diyen Hülya Gedik ile Türkiye, kadınlar, gençler, engelliler ve Gedik Holdingi konuştuk.

Öncelikle Hülya Gedik’i tanıyabilir miyiz?

Sanayici bir aileden geliyorum. Babam Gedik Holding’in kurucusu ve Türkiye’deki ilk kaynak mühendislerinden. Bu nedenle devamlı sanayi ile ilgili duyumlar alarak büyüdüm. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden 1987 yılında mezun oldum. Daha sonra yine İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde master yaptım. Ardından Amerika’da eğitime devam ettim. Daha sonra Pricewaterhousecoopers’ta 9 ay gibi kısa bir süre çalıştım. Ve en sonunda babamın da devamlı ısrarıyla firmamızda çalışmaya başladım. Önce iç pazar, sonra dış pazar departmanında görev aldım. Ki dış pazarda o dönemde hemen hemen hiç satışımız yoktu. 1991-1992 yılları. İhracat satış bölümünü kurdum ve böylece Türkiye’de ilk defa kaynak sektöründe ihracat yapan şirket konumuna geldik. Daha sonra ihracat bölümünü büyüttük. Şu anda çok iyi bir ihracat volümümüz var. Bunun yanı sıra çeşitli uluslararası derneklere de imalatçı ve ihracatçı olarak üye olduk. Avrupa Kaynak Derneği, Uluslararası Kaynak Enstitüsü gibi…Türkiye’de kaynak sektöründe öncülük yapan bir firma olduk bu anlamda. Şirketimize 1963’te kurduğumuz kaynak üretimi ile başladık. 1967’de de vana ve döküm sektörüne girdik. 2012’de Hendek’e taşınmaya karar verdik.Hendek 2’nci Sanayi Bölgesi’nde 100 dönüm üzerine bir yatırım yaptık. Şu an faal şekilde devam ediyor. Bu arada yatırımlarımız da devam ediyor. Yani Hülya Gedik kimdir derseniz, Hülya Gedik tamamen sanayiyle yoğrulmuş bir aileden gelen, köklerinde bunu taşıyan bir isim. Elde ettiğimiz başarıda ailemizin emeği var. Bugün ayda net 500 ton civarında döküm alıyoruz. Vana üretiminde şu anda büyük projelere çalışıyoruz ve uluslararası arenada iyi bir yerimiz var.

Bildiğim kadarıyla sizin eğitim yatırımlarınız da var. Biraz onlardan da bahsedebilir misiniz?

Tabii. 2010 senesinde Gedik Meslek Yüksekokulunu kurduk. 2011 senesinde de üniversiteleştik. 5 fakültemiz var. İktisadi idari bilimler, mühendislik, spor bilimleri ve sağlık fakültesi. Bir de 20 programı olan meslek yüksekokulumuz var. Tabii hepsinin bütününe baktığımızda uluslararası bir şirket konumuna geldik. Öğrencilerimiz şirketimizde staj yapıyor. Bölümlerinden birinci ve ikincilikle mezun olanlar isterlerse şirkette çalışabiliyorlar. Aynıca onları yüksek lisans yapmaları için teşvik ediyoruz. Bir işte uzmanlaşmış olmak önemli. Her şeyin bir tarafını bilebilirsiniz ama bir tarafın her şeyini bilmek daha önemli. Çünkü böyle olursa insanların farkındalığı artıyor ve diğer mezunlardan ayrışıyor.

Gedik Holding’in 2018 yılı hedefleri nedir?

Top yekûn 40 milyon dolar civarında bir ihracatımız mevcut. 2018 yılı için inşallah yüzde 20’lik bir artış ön görüyoruz. Bu anlamda hem vanada hem kaynakta tüm yurt dışı fuarları takip ediyoruz. Ayrıca yabancı öğrencilerin ülkemize gelmesini de ihracat içinde düşünüyoruz. Bu anlamda tüm döviz getiren gelirlerimizi artırmayı hedefliyoruz diyebiliriz. Şu anda bin 200 çalışanımız ve okullarımızda 5 bin öğrencimiz var. Çeşitli yerlerde de üretim yerleri açıyoruz veya lisans veriyoruz. Aynı zamanda yatırımlar sürüyor. Gedik Kaynak Fabrikasını 2018-2019 yılında Hendek 2’nci OSB’ye taşıyacağız. Bu yaklaşık 150 dönüm arazi üzerinde 100 milyon dolarlık bir yatırım. Bunları yaparken artık yeni bir vizyonla sanayi 4.0’a yönelik, hatayı en aza indiren verilerin daha seri halde çıktığı üretim planlıyoruz. Bu kadar deneyim ve vizyonla daha farklı olacak diye düşünüyoruz. Türkiye’nin en büyük hem kaynak makinesi hem de kaynak sarf malzemeleri üretimini kuruyoruz. Türkiye’den Orta Doğuya kadar bu büyüklükte başka bir kaynak firması yok. Türkiye için de gurur verici bir yatırım. Sanayi işimiz devam ederken üniversitemizi biraz daha şehrin içinde olması, tanınırlığımızı artırmak adına Nişantaşı’na taşıdık. Çünkü bizim tüm yerleşkelerimiz Kartal, Pendik ve Hendek’te. Üniversitemizin lisans, yüksek lisans ve doktoralarının yapılacağı bir yer burası. Bir diğer projemiz Gedik Sağlık. Sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam ile ilgili. Ayrıca bir de Healin isimli restoranımızla yeme içme sektörüne de girdik. Gedik Holding’i tanımlayan 4 sektör var diyebiliriz: Kaynak, döküm, vana yani sanayi şirketlerimiz, üniversite, Gedik Sağlık ve Gedik Sağlığın altında da restoran.

Gıda makine sektöründen oldukça farklı bir alan…

Evet. Daha yeni açtık. 2016’da şirket kuruldu 2017’de de restoranı açtık. Sağlıklı menüleriyle göz doldurduğu için ilgi gören bir restoran Healin. Çünkü Türkiye’de hemen hemen tek. Tabii ki büyüyecek ama franchise verir miyiz bilmiyorum açıkçası. Çünkü bazı şeyleri kendimiz yapmayı prensip haline getirdik. Bunun yanında tüm bunlara ek olarak sağlıklı yaşlanma ile ilgili bir sağlık merkezi açmayı düşünüyoruz. Hobi diye başladık ama her zaman söylüyorum detaya girdiğiniz zaman hiçbir iş hobi olmuyor. Bu arada da bu işlerin arasında iki tane de çocuk yetiştirmeye çalışıyorum. Biri 24 biri 21 yaşında iki kızım var.

Kızlarınızın sanayiciliğe ilgileri var mı?

İlgileri var tabii. Benim en büyük sermayem babamın çalışma azmi ve hayalleriydi. Ben hep babamı gözlemleyerek, onun başarma inancını taşıyarak ve cesaretle izinden yürüdüm, yürümeye devam edeceğim. Bu çabalarımız ve emeklerimizin de karşılığını başarı olarak aldık. Benim çocuklarımın üzerine düşen de bu başarıyı sürdürülebilir kılmaktır. Çocukluklarından bu yana beyinlerinde böyle bir kodlama var zaten. Şu an eğitimleri devam ediyor ve anneleri olarak ben çok faal çalıştığım için henüz dört elle sarılmış değiller. Onlar da gözlüyor, tecrübe ediniyor, sağlam adımlarla ilerliyorlar. Eğitimlerini tamamlayıp, hazır olduklarında sorumluluk alacaklarına inanıyorum.

Gördüğüm kadarıyla oldukça yoğun bir tempoda çalışıyorsunuz. Nasıl başarıyorsunuz?

Evet ama mutlu şekilde çalışıyoruz. Çalıştığımızın farkında olmadan çalışıyoruz. İyi, birbiriyle anlaşan bir yönetimimiz var. Ben Süpermenlere inanmıyorum, “Tek ben yaptım” diye bir şey yok. Takım çalışması önemli. İşim, doğru yere doğru adamı koyabilmek. Eğer bunu yapabiliyorsam ve takip edebiliyorsam o zaman başarı elde edilebiliyor. O konuda iyi olduğum söylenebilir. Ama tabii ki ekibimizin iyi olması çok önemli. Bu konuda da açıkçası şanslıyız. Biz biliyoruz ki ülkemiz varsa biz varız. Her şeyin başı ülkemiz. Türkiye’nin her zaman, ekonomik, jeopolitik, sosyal sorunları var. Ben 30 yıla yakın çalışıyorum hiçbir zaman da bitmedi. Bunlara rağmen devam ettirebilmek ve sürdürebilmek çok önemli. Son zamanlarda sıkça söylendiği gibi biz yerli ve milli bir şirketiz. Tabii global bakış açısıyla bize teknoloji ya da satış networkü sunabilecek global bir yatırımcı olursa de değerlendiririz.

Aile şirketlerinde genelde sanayi işi ailenin erkek çocuğuna bırakılır ama sizde tam tersi olmuş. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz iki kardeşiz. Abim ve ben. Babam her zaman bizi kız erkek cinsiyet ayrımı yapmadan, kişilerin ilgilerine ve işe olan bağlılıklarına göre yönlendirdi. Geriye dönüp bakınca babamın yaptığı en güzel iş, hayatta ve sağlıklıyken bana yönetim kurulu başkanlığını devrederek, onursal başkan olmasıydı. Babamla 20 yılı aşkın iş yaşamında birlikteliğimiz oldu. Sağlıklı ve enerjik iken bunu yapması çok önemli. Ki babam şirketine tarif edilemez biçimde bağlıydı ve önemsiyordu. Buna rağmen bana güveniyor olması çok önemliydi. Şirketin geleceğini, nasıl yönetileceğini sağken gördü ve benim bunu deneyimlememi sağladı. Her türlü konuda fikrine başvurmam gerektiğinde yanımda olduğunu bana gösterdi.

Başka bir iş yapmayı düşündünüz mü hiç?

Hayatıma baktığım zaman yönlendirmenin, çevrenin ve ailenin ne kadar önemli olduğunu anlıyorum. Donanımlı, belli bir kültür ve eğitimden gelen, vizyonu açık, uluslararası bakış açısı olan bir ailenin evladı olmak insanı diğer yaşıtlarına göre hayatta hızlı yol almasını sağlayabiliyor. Buna göre de başarı, hayattaki duruş ve aynı zamanda hedeflere doğru çalışma azmi hep aileden geliyor. Söylediklerinden çok duruş burada etkili oluyor. Terbiye ve eğitimi aldıktan sonra başka şeyler de yapılabilir tabi. Ama baktığım zaman farklı bir aileden gelmiş olsaydım bu kadar farklı açılardan düşünemeyebilirdim ve daha küçük bir dünyam olabilirdi. Hayatın derinliğine, insanı anlamaya, bir işletmeyi, üretim felsefesi, mantığına sahip olamayabilirdim. Bundan dolayı tabii ki farklı ortamlarda farklı kader çizgisinde farklı bir hayatınız da olabilir. Ama şu an en iyisi yapabilmek, kendinizden en iyisini elde edebilmek en güzeli. Tabii ki kime göre en iyi? Mutluysanız, işten tatminkarsanız ve çevrenize de bir katkı sunduğunuz hissettiriliyorsa o zaman tabii ki insanlar daha çok coşuyor daha çok motive oluyor ve başarıyı tam hedefliyor. Bana hep öğretilen “mutlaka çalışacaksın” oldu. Okudun belli bir üniversiteyi bitirdin hem ailen hem devlet sana bir emek harcadı bunun karşılığı evde çocuk büyütmek değil. Ki bu çok önemli bir meziyet ama sadece bununla sınırlı kalmamalı ve üstüne topluma, ülkeye faydalı birey olmak önemli. O zaman sadece çerçevenize, kendinize, şirketinize değil, tüm Türkiye’ye, ülkenize odaklı düşünebiliyorsunuz. Bugün sadece kendimiz, çalışanlarımız için değil ne yaparsak ülkemiz için yapıyoruz. Çünkü bu varlıklar el değiştirse bile ülkenin kalıcı varlıkları olacaklar. Bunun bilinciyle hareket ediyorum. Bu bağlamda tabii ki farklı Hülya Gedik’ler de çıkabilirdi. Çevrenin verdiğini hakkettiğini yerine koyabilmek için burada çalışmam gerektiğini düşündüm. Her zaman işimi iyi yapmaya çalıştım ve “iyi ki de böyle bir ailede doğmuşum ve böyle bir yerde de çalışıyorum” diye düşünüyorum. Bunu yaparken başarısızlıklar da oldu tabii. Birçok başarısızlıktan başarıyı yakalıyorsunuz. Hiçbir şey mükemmel olmuyor. Onlar bir öğreti olarak düşünüp, ders alabiliyor isek o zaman faydası var. Hataları da pişmanlık değil tam tersine kazanım olarak görüyorum.

Kadın olmak ve Türkiye’de kadın olmakla ilgili görüşleriniz nedir?

Kadının tabi çok görevi var. Sadece çalışma hayatında değil evinde de çalışıyor. Kadın aslında çok kabiliyet ve yetkinlikle donanmış. Birçok şeyi koordine edebiliyoruz kafamızda. Hem işimizi en iyisini yapmaya çalışırken bu arada ailemize ve çocuklarımıza bakma, onları hayata hazırlama anlamında da kafamızı yoruyoruz ve mesai harcıyoruz. Tabii bu arada kadının toplumumuzda yaşadığı zorluklar var. Kadına şiddet, küçük yaşta evlilik, kadınların hala ikinci planda olması, okumasının teşvik edilmemesi ve aile içindeki yerini istenilen pozisyonda olmaması gibi konular. Bunlarla ilgili çeşitli STK’lar ile çalışmalar yapıyorum. Ama özellikle yapabildiğim kendi grubumuzda çalışan kadın sayısını artırmak ve onların da daha anlayışlı pozitif ayrımcılıkla çalışmalarını sağlamak.

Makine sektörü bu anlamda kadın istihdamının en az olduğu sektörlerden biri. Sizde durum nasıl?

Tekstile baktığımızda yüzde 90’ının üzerinde kadın çalışan sayısı ama makine sektöründe çok yok maalesef. Biz şöyle bir güzellik yaptık ve 2013 yılında işletme içine mavi yakalı kadın almaya başladık. Mavi yakada yüzde 100 erkek iken şimdi toplamına baktığımızda beyaz yaka, mavi yaka bizde kadın çalışan sayısı yüzde 25. Özellikle memurlarda kadın çalışanımız çok. Ancak erkek çalışanlardan büyük tepki aldım. Odama geldiler ve “Hülya hanım yanlış karar verdiniz. Kadın çalışanlar yeterli değil” dediler. Çünkü bedenen çalışılan yerlere kadınları koymadık. Hepimiz biliyoruz ki erkekler kadar beden olarak güçlü değiliz. Ama beyin, kabiliyet ve çalışma azmi olarak hiçbir farkımız yok. Erkek çalışanlar, “Bizim bir yaptığımızı onlar üç kişi yapıyorlar. Bir erkeğe, üç çalışan kadın oluyor. Bu da verimlilik açısından mantıklı bir çözüm değil” dedi. Sabretmeleri gerektiğini söyledim. Sonrasında kadın çalışanların ki kıyas yapmayı sevmem ama erkek çalışanlarımızdan daha iyi olduklarını gördüm ve hala çalışıyorlar.

Peki erkek çalışanların direnci kırıldı mı?

Direnç kırıldı ve alışıldı. Tabi kadın çalışanlarımızı pek vardiyaya bırakamıyoruz. Bir kadın yönetici olarak kadınların her zaman yanındayım ve zorluklarını, özellikle çocuk yetiştirirken yaşadıkları zorlukları bilen biriyim. Çünkü ne kadar programlasanız, durumunuz iyi de olsa çocuk yetiştirmek zorlu bir konu. Anneye ihtiyaç var. Bundan dolayı onlara daha anlayışlı davranıyorum. İş hukuku olarak verilen haklar da iyi diye düşünüyorum. Süt izni, doğum izni ya da ücretsiz izin durumlarında da hala bordroda kalarak çalışabiliyorlar. Hatta 6 yaşına kadar esnek saatlerde çalışmaları gibi iş hukukunda düzelme ve gelişme olduğunu görüyoruz.

Kadın yönetici olarak sizin yaşadığınız sıkıntılar oldu mu?

İlk işe başladığımda şöyle bir avantajım oldu. Birçok bölümü öğrenerek başladım. Çocukluğumdan bu yana işletmede bulunmanın avantajı da oldu. İşletmedeki herkes beni tanıyordu. Tabii ki özellikle işletmeye gelen kişilerde kadın olmamın ön yargısını sezinliyorum. “Kimdir, yapabilir mi, ne kadar iyidir” gibi bir ön yargı var. Bunu bilginizle, duruşunuzla ve zaman içinde konuya azimle yaklaşımınız ile çözebiliyorsunuz. Ama erkek olsam böyle bir zorluk yaşamayacaktım. Ancak babam her zaman “Kadın erkek eşittir, fark etmez” diyerek büyüttü bizi. Bu benim her zaman farklı düşünmeme neden oldu. Fabrikaya ziyaretçi geldiğinde hemen önlüğümü giyer fabrikaya iner, makineleri, işletmemizi anlatmaya başlarım. Ama ön yargı maalesef var.

Gedik Holding aynı zamanda engelli eğitimine yönelik çalışmaları ile de adından söz ettiriyor. Biraz bu çalışmalarınız hakkında da bilgi alabilir miyim?

Bizim geçmişten gelen annemin adını taşıyan engelliler okullarımız var. 20 okul yaptırdık bir tanesi Tuzla’da Vala Gedik Engelli Özel Eğitim Merkezi. Çok başarılı, devletin işlettiği okullar bunlar. Bina ve iç donanımını ve hala daha gerekli olduğunda ihtiyaçlarını sağlıyoruz. Biz bunları kendimiz de işletebilirdik ama tam hayır olsun diye devlete verdik. Aslen Uşaklıyız. Uşak’ta da yine annemin adını taşıyan bir zihinsel engelliler okulları var. Hem bedensel hem zihinsel engellilerle ilgili bir eğitim merkezi. Ayrıca spor bilimleri fakültemizde yerel yönetimle birlikte, 5-12 yaş arasında fiziksel ve zihinsel engellilerin toplumla kaynaşmasını sağlamak için çocuklarla bir araya getiriyoruz. Bedensel aktivitelerle kaslarının gelişmesi ile ilgili uzman hocalarımız eğitimler veriyor. Bu arada bu etkinliklerle anneler de bir araya geliyor. Hatta dernekleştiler. Anneler kahramanlar aslında. En önemli zorluklar annelerin omuzlarında. Birbirlerine destek oluyorlar. Fikir paylaşımında bulunuyorlar.

Makine İmalatçıları Birliği (MİB) hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Öncelikle MİB’i makine imalatçılarını bir araya getirerek, sorunlarını tartışması, paylaşması ve bunları karar vericilerin ortamına çıkaracak bir STK olması açısından destekliyorum ve bunun üyesi olduğum için mutluyum. Yönetim kadrosu bizi ziyarete geldi. Genç, dinamik, kendini bu konuda adamış kişilerden oluştuğunu görmek beni çok mutlu etti. Çünkü bu işler kolay değil. Gönüllülük prensibine göre yapılan ve işlerindeki zamanı buralara verip sektörün yukarı çıkması için uğraşan, fedakâr kişiler bunları yapabiliyor. Bu bakımdan da yönetimi de bir kez daha kutluyorum.