“Aile şirketleri yüzlerce yıl yaşasın istiyoruz”

51

Aile İşletmeleri ve Girişimcilik Uygulama ve Araştırma Merkezi AGMER’in Müdürü Prof Dr. Uğur Yozgat en önemli sorunun sürdürülebilirlik olduğunu, çözümünün de uzun dönemli vizyon olduğunu belirtti. Prof. Dr. Yozgat, Türk firmalarının ömrünün  çoğu kez firmayı kuranın ömrüyle sınırlı kaldığını, bu durumun değişmesi gerektiğini söyledi.

Aile şirketlerinin sorunları nedir sizce?

Sürdürülebilirlik diyebiliriz. Bunu sağlamak için uzun dönemli vizyonunuz olmalı. Ancak maalesef ülkemizdeki firmaların ömrü çoğu zaman firmayı kuranın ömrüyle sınırlı kalıyor. Biz istiyoruz ki aile şirketlerimiz 100 yıldan fazla yaşasın. Bu noktada insan ömrü buna yetmediği için mutlaka devredilmesi gerekiyor. Sonuçta aile şirketlerinde bir pasta var. Aile sürekli büyüyor ve pasta yetmiyor. Aile üyelerinin pastadan pay kapma kavgası sonunda da maalesef ortada pasta kalmıyor. Bir başka sorun ise işletmelerin kurucularının güven sorunu. İşini başkasına devrettiğinde o işi ne kadar önemseyeceği endişesi taşıyor. Bu kendi çocukları ya da profesyoneller olabilir. Bunu düşünmeleri için yaşanan olumsuz örnekler olduğunu biliyoruz. Çok haksız değiller. Bunlar sadece bize özgü de değil. Yurt dışında da benzer olumsuzluklar yaşanıyor. Ama bu olumsuzlukları ortadan kaldıracak bir sistem kurulması mümkün. Biz AGMER olarak bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Bunun için neler yapılmalı?

Öncelikle işletmenin aile anayasası olmalı ve tüm aile fertleri buna uymalı. Çünkü şirket için konulan bazı kurallar şahsi olarak kişilerin çok işine gelmeyebiliyor. Kurulması gereken yapı aile üyelerinin şirkete en az müdahale edecekleri sistem olmalı. Bu noktada aileden yetki alıyoruz. Örneğin liyakat. İnsan kaynakları müdürü bir eleman alacaksa diyoruz ki: “Ailenizdeki bir kişi bu işin şartlarına uygunsa başvursun. Ama sadece aile ferdiniz diye o konuma alınması uygun değildir.” Ama aile bunu kabul edecek mi? Bu önemli bir soru. Eğer bu böyle yapılmaz ise bir süre sonra dengeleri kurmak sorun oluyor. Aileye gelen her yeni ferdin doğuştan yönetici olacağı düşünülüyor. Böyle bir durum yok maalesef. Bu durum bir süre sonra aile içinden olmayan diğer çalışanlar açısından sorun olmaya başlıyor. Düşünün bir aile şirketinde çalışıyorsunuz. Ne kadar çalışırsanız, çalışın asla genel müdür yardımcısı olamayacaksınız. Böyle bir ortamda çalışmak sizi ne kadar mutlu eder? Nasıl motive eder? Bu durumda aile şirketi olarak sahip olduğunuz beşerî kaynaklardan yeterince yararlanamayacaksınız. Bütün bunların bir bedeli var. “Benim çocuğum çok kıymetli” diyebilirsiniz. Ama olaya mikro değil makro bakın lütfen. Çünkü bir işletmenin kapanması demek onlarca, yüzlerce kişinin işsiz kalması demek. Göz göre göre şirketinizi ölüme götürüyorsunuz. Bir diğer nokta sanayi ile üniversite iş birliği. İşletmeler üniversitelerin teorik düşündüğünü var sayarak uzak duruyor. Halbuki temeli olmayan konuların gerçek hayatta başarı elde etme oranı yüksek değil. İmkânsız değil demiyorum, sosyal bilimlerde imkânsız diye bir kavram yok. Olabilir, ama başarı oranı yüksek değil. Bu daha çok piyango bileti almak gibi. Üniversitenin amacı riskleri minimize etmek. Önce tüm analizleri yapıyoruz. İşletmenin içine girip tanıdıktan sonra çözüm önerileri sunuyoruz. İnsanlarımız hemen çözüm gelsin istiyor. “Olmaz” demiyoruz ama “sürdürebilirliği olmaz” diyoruz. Üniversite kalıcı çözüm önerir. Sabretmek gerekir ama sağlam olur. Biz analiz yapıyoruz ve tecrübelerimizle başlarına neler gelebileceğini anlatarak önerilerde bulunuyoruz. Ama dinliyorlar mı? Bu tartışılır.

Dinlemeyeceği bir şeyi öğrenmek için neden geliyor?

Kendince probleme bir çözüm buluyor ve onay almak için bize geliyor. Ama genelde biz o onayı vermeyiz. Ya da hızlı bir çözüm istiyor ve bunun için geliyor. Bunun doğru olmadığını söylüyoruz. “Bugün bir şeyi geçici olarak çözeceksin ama bu ilerde daha büyük problem olacak” diyoruz. Çünkü sorunları uzun soluklu bakış açısıyla çözebilirsiniz. Bizim çözümlerimiz kısa değil uzun vadeli. Dediğimiz gibi bunları şirketler almaya hazır mı? Aile şirketlerinin kurucularında inanılmaz bir girişimcilik ruhu var. Bunu takdir ediyoruz. Ama önlemini almazsan hızla yok olabiliyorlar. Diyoruz ki: “Geldiğin yeri koruyalım. Sen girişimci ruhundan vazgeçme. Başka bir noktada bunu sürdür. Ama kurduğun yapı ayakta kalsın. Kurumsallaş, böylece belki biraz yüksek kârlardan feragat edelim ama sürekli bir gelirin olsun.” Bu noktada çok sıklıkla piyasadaki işleyişin akademik yapıdan farklı olduğunu, akademik yapının bunu anlamadığını ileri sürüyorlar. Genel yapıyı bilemem ama bizim işletme hocalarımız hep piyasa içinden. Bilfiil onlar gibi yaşamıyor olabilirler. Ancak aslında onların anlattığı konuları biz kitaplarda işliyoruz. Onlar adını koyamıyor ama yaşanılan ve aktarılanlar kitaplardakilerle aynı.

Dünyadaki aile işletmeleri nasıl?

Dünyada bilinç daha yüksek. Tabii farklı olarak dünyada hem öz sermaye hem ülke sermaye birikimi yüksek. Bizim böyle bir şansımız yok. Bir diğer önemli nokta üniversite sanayi iş birliği dünyada çok yaygın. Pratiğin mutlaka bir teorisi olması gerektiğine inanıyorlar. Firmalar, stratejilerini üniversite hocaları ile geliştiriyor. Özellikle doktora öğrencileri şirketlerin içinde. Firmada çalışarak işi anlayarak strateji oluşturuyor. Türkiye’de sanayi tezleri yazılsın diye bir istek var. Ama öğrencileri şirketlerin içine almayınca tezi nasıl yazabilirsiniz?